Posts under Hayata Dair Category
Çek sahte, senet sahte, para sahte, evrak sahte, diploma sahte, nüfus cüzdanı sahte, pasaport sahte, ehliyet sahte, sağlık karnesi sahte, imza sahte, fatura sahte, fiş sahte, rapor sahte, kredi kartı sahte, oy pusulası sahte, otobüs bileti sahte, piyango bileti sahte, maç bileti sahte, plaka sahte, reçete sahte, tablo sahte, altın sahte, mücevher sahte.
Sahte seçmen var, sahte gelin var, sahte emekli var, sahte doktor var, sahte subay var, sahte diş hekimi var, sahte avukat var.
Sahte imam var, imam…
Rakı sahte, sigara sahte.
Baklavaya fıstık yerine ezilmiş bezelye koyuyor adam.
Kırmızı biberde kiremit tozu, zeytinde ayakkabı boyası var.
Bayat tavuk beyaz görünsün diye klora batırılıyor, kurtlanmış ceviz beyaz görünsün diye çamaşır suyuna… KüflenmiÅŸ peyniri jel ile harmanlayıp, taze kaÅŸar diye kakalıyorlar. Lahmacun yaÄŸ külünden… Sucuk desen, kıyılmış tavuk ayağından… Kemik öğütülüp, salam yapılıyor. Sosis, horoz ibiÄŸinden.
Baharatta, ot sap.
Süt, sulu.
Hayatımız sahte, hayatımız.
Süper yetenekli olduÄŸu halde, Google ile dünya kadar görüşme yapıp iÅŸe alınmayan elemanın yazısını okurken, bahsettiÄŸi Google’ın eleman alma stratejisi “Wobegon Gölü” dikkatimi çekti. “Lake Wobegon” bir radyo programcısının uydurduÄŸu hayali bir yermiÅŸ. Buranın “erkekleri yakışıklı, kadınları güçlü, çocukları ortalamanın üstünde”ymiÅŸ. Hatta National Geographic dergisi, burayı aramak adına, o bölge ile ilgili bir makale de yayınlamış.
“Wobegon gölü etkisi” denen bir ÅŸey varmış. Bizdeki “Kargaya yavrusu ÅŸahin görünür” anlamında bir söz.
Ne olur sanki?
Bir gece usulca,
Seni bırakıp gitsem,
Kızar mısın İstanbul, bakar mısın ardımdan?
Bir kere de benim için yanar mı Üsküdar?
Kadıköy yetim mi kalır?
Moda mı dul,
Öyle sessiz kalma ne olur
Konuşsana İstanbul
İki yakan birbirine mi karışır?
Gelmez mi baharların,
Gökyüzün mü kararır?
Ortaköy susar, kalır mı öylece
Bebek mi aÄŸlar gidiÅŸime
Biliyorum aslında
Olmaz hiç umurunda
Yine de, nedendir bilemem
Seni bırakıp gidemiyorum
İstanbul ben senin
Neyini seviyorum?
…
‘Daha dün annemizin’ ÅŸarkısı ecnebi illerde ‘Twinkle twinkle little star’ diye söyleniyormuÅŸ. Taaa 1800′lü yıllardan kalmaymış.
Hatta aslında ‘Ah! Vous dirai-je Maman’ diye bir Fransız ÅŸarkısıymış.
…
‘Tre Trallande Jamtor’ (Jamtor deÄŸil Jäntor olacak – Bilal) adındaki ÅŸarkı 3 kızın ormana gitmesini anlatıyormuÅŸ.
Selim Sırrı Tarcan İsveç’te duyup beÄŸenmiÅŸ. 1914′te yurda dönerken yanında getirip söz yazması için edebiyat öğretmeni Ali Ulvi Bey’e vermiÅŸ. Öylelikle de ‘DaÄŸ başını duman almış’ ortaya çıkmış.
…
Bu mevzulara girince ‘Havasına suyuna taşına toprağına’ diyerek ülkemize ilan-ı aÅŸk ettiÄŸimiz ‘Memleketim’ ÅŸarkısını anmadan olmaz.
Åžarkının aslı Yahudilerin. (adı da der Rebe Elimelekh – Bilal)
http://www.aksam.com.tr/arsiv/aksam/2005/04/18/yazarlar/yazarlar253.html
—–
1994 yılında Rwanda’da tüm modern dünyanın gözlerini kapadığı üç ay boyunca, bir milyona yakın insanın öldürüldüğü bir katliam yaÅŸandı. Rwanda’nın başına geçen Hutu kabilesi kökenli hükümet, Tutsis kabilesinden gelenler için ölüm fermanı imzaladı.
Hotel Rwanda filmi, tüm dünyanın gözünü kapadığı bu katliamı anlatıyor.
Film izlenecekse Hollywood filmlerinin yerine böyle şeyleri izlemek lazım.
Filmden kareler
—–
Yurdum insanının HİTAP Şekilleri
usta
ÅŸef
genç
ÅŸampiyon
pehlivan
delikanlı
kaptan
kardeÅŸ
hemÅŸerim
birader
bacım
üstad
hocam
lam
lan
hödük
kuzen
baba
kopil
denyo
yenge
hocam
arkadasim
oglum
ulan
lan
abi
gardaÅŸ
piÅŸÅŸÅŸt
aloooaaa!
hoooop!
ortak!
memur bey!
gülüm
yiÄŸidim
bey
hanım
kuzum
cancazım …
yavru kus
evladım
kamil
haci
topraam
gozum..
yingee
abee
dallama
lan zibidi…
millet
güzelim
yakısıklı
hafız
bilaaader
muhterem
muhterem din kardesim
eleman
patron
doktor
çakal
—–
YEMEKLERDEN HEMEN SONRA YAPILMAMASI GEREKEN 7 SEY:
* Sigara icmeyin: Uzmanlarca yapilan deneyler, yemeklerden hemen sonra icilen bir sigaranin 10 sigaraya esdeger oldugunu kanitlamistir.
(Kanser olma riski daha yuksek.)
* Hemen meyve yemeyin: Yemeklerin pesinden yenen meyveler midenin havayla davul gibi sismesine neden olur.
* Cay icmeyin : Zira cay yapraklari yogun asit icerir. Bu madde tukettigimiz gidalardaki proteginin hazmini zorlastiriyor.
* Kemerinizi gevsetmeyin: Yemekten sonra kemeri gevsetmek kolaylikla bagirsak dugumlenmesine ve tikanmasina neden olur.
* Banyo yapmayin: Banyo yapmak ellerdeki, bacaklardaki ve vucuttaki kan akisini hizlandirir, boylece mide cevresindeki kan miktarı bu durumda azalir. Bu da midemizin sindirim sistemini zayiflatir.
* Yurumeyin: Insanlar cogu zaman, yemeklerden sonra 100 adÄŸm yurumek 99 yasina kadar yasamanizi saglar derler.
Gercekte bu dogru degildir. Yurumek sindirim sisteminin aldigimiz gidalardan besinlerin emilimini engeller.
* Hemen uyumayin: Aldigimiz gidalar yeterince sindirilemez. Bu durum bagirsagimizda gastrit ve enfeksiyona onderlik eder.
—–
İnsanlar bir gün Allah katına çıkmışlar. ‘Sana artık ihtiyaç kalmadı ey Tanrı. Biz insan bile yapabiliyoruz’. ‘Öyle mi, yapın da görelim’ demiÅŸ Allah. İnsanlardan biri eÄŸilmiÅŸ yerden insan yapmak üzere bir avuç toprak almış. ‘Hoop’ demiÅŸ Allah, ‘kendi toprağınızdan, kendi toprağınızdan…
—–
İki defa Pulitzer Ödülü kazanmış, tanınmış yazar Norman Mailer’e bir soru soruldu: Amerika’yı daha iyi bir hale getirmek için tek birÅŸey yapmanız istense ne yapardınız? 82 yaşındaki sosyal gözlemci yazarın cevabı ÅŸu: Televizyondaki reklamlar kaldırılmalı.
Bu da nereden çıktı? diye düşündünüz belki. Yazarın bu konudaki fikirleri şöyle özetlenebilir:
Öğrencilerin kitaplara ilgisi azalmıştır. 2002 yılında, yıl boyunca liselilerin okudukları kitap sayısında yirmi yıl öncesinin verilerine göre yüzde 25’ten fazla düşüş var. Okuma sevgisinin azalması okuma kaabiliyetini yokeder. Okuma kaabiliyeti öğrenme kaabiliyeti ile doÄŸrudan baÄŸlantılıdır. Okumayı seven çocuk okulda baÅŸarılı olur.
Okurken zihnin bir yere toplanması, yani konsantrasyon bilgiye giden en esaslı yoldur. Çalıştırılan kasların gelişmesi gibi o da kullanılırsa gelişir. Faaliyet halindeki çocuğun konsantrasyonu güçlü olur.
Altmış yıl önce çocuklar saatler boyu kitap okuyabilirdi. Okudukça daha iyi okuyucu olurlardı. Onların konsantrasyon kaabiliyetleri nefes almak gibi olağan bir şeydi. Televizyonun ortaya çıkışı konsantrasyonun tabiatını değiştirdi. Artık saatler boyu televizyonun karşısında oturmaktadırlar. Fakat televizyon seyrederek de konsantre olma kaabiliyetlerini geliştirebilirlerdi, çünkü televizyon ve kitabın ortak bir paydası vardır: İkisinde de bir şey anlatılır.
Televizyonun ilk yıllarında, dikkatini ekrana veren çocuğun okumaya ilgisinin de artacağını umud ettik. Televizyon kendi başına kalsa idi, yani kesintiye uğramayan programlardan ibaret olsa idi bu olacaktı, fakat çok geçmeden programlar bitmez tükenmez kesintilere uğramaya başladı: Reklamlar ortaya çıktı. Bugün her akşam saat 8 ile 11 arasında 52 dakika reklam vardır; yani her 7, 10 ya da 12 dakikada bir, çocuğun ekranda olan bitenlere yönelmiş dikkati reklamlar tarafından kesilir.
Çocuk en ilgi çekici hikâyenin bile biraz sonra, üç dakikanın içine sığdırılan türlü türlü oyuncak, yiyecek, içecek, eğlence, araba reklamlarıyla kesileceğini bilince konuya konsantre olmanın kendisine faydası olmadığı inancını geliştirir, uyuşuk bir halde televizyonun karşısında oturmaya alışır, böylece öğrenme melekeleri dumûra uğrar. Ve başarısız öğrenciler ortalığı doldurur.
—–