Şehir destandır bazen ve bazen aşk.
Ya korkular, ya arzular doğurur şehri.
Üstü açık zindana benzetir şairler sevgilisiz şehirleri.

Direkler sahibi Âd’ın mücevher döşeli caddeleriyle İrem,
Asma bahçeleriyle Bâbil,
Fil adımlarında eriyen Kartaca…

Neron kıvılcımlarında şeytanını bir ikonaya gizleyen Roma;
ve Vezüv’ün gazabında eriyen Pompei gladyatörleri…
Aşil’in gururu yedi kat Truva…

Ya Ebrehe’nin hezimeti Mekke,
Cengiz’in zulmünde masallar diyarı Bağdat –medreselerinden yanlış hesaplar dönerdi hani–
Engizisyon keşişlerinin üftadesi Samarra,
Çin sürüleri önünde Semerkand
ve Rus tanklarına uğrak Buhara…

Balkan rüzgârlarıyla serinleyen nazlı Budin,
Su medeniyetinde bir Bursa,
Serhat türkülerine yakılmış bir Edirne,

Hele nasıl diyeyim;

Bu şehr–i Sitanbul ki bî–misl ü behâdır.
Bir sengine yekpâre Acem mülkü fedâdır.
(Bu İstanbul şehri ki, değerine ölçü biçilemez. Bir taşına tüm Acem ülkesi (İran) feda olsun.)

İskender Pala

Elektronik kitapların çoğalması ve bilgiye Internet üzerinden ulaşımın artması beraberinde bazı sorunları da getiriyor. Bunlardan birisi de bilgisayar ekranında yazı okumanın zorluğu… Özellikle geniş sütunlu yazılar, eğer biçimlendirme yapılmamışsa, hem gözü yoruyor hem de sıkıcı oluyor.
Bu soruna el atan birkaç akademisyen Visual-Syntactic Text Formatting (VSTF) adında bir teknik geliştirmişler.

VSTF tekniği,
  metni yazım işaretleri,
    kelime uzunluğu
        ve cümle yapılarına göre
            daha dar kalıplara
                bölüyor.
    Bu da okumayı
        kolaylaştırıyor.

Üstteki metin VSTF tekniğine bir örnek… Bu tekniğin lise öğrencileri arasında yapılan ve bir yıl süren bir araştırmada okumayı ve başarıyı yüksek oranda arttırdığı gözlemlenmiş.
İngilizce metinleri VSTF tekniği ile dönüştüren bir uygulama da mevcut. Ama Türkçe’ye uyarlanabilmesi için üniversitelerin dil bölümlerinin çalışması gerekiyor.

karne.jpg Okulda öğretilmeyen ama çocuklara öğretilmesi gereken 27 niteliği burada anlatmışlar. Tabii Amerikan okullarında öğretilmiyor mu bilinmez, ama bizim ilkokullarımızda bunların çoğundan karnede not bile alınıyor.

Hatta bizim atalarımız yüzyıllar öncesinden yön gösterici sözler söyleyerek bu özellikleri kazandırmaya çalışmışlar. İşte 27 nitelik ve atasözlerimizdeki yerleri :

Para biriktirme : Sakla samanı gelir zamanı
Hesabını bilme : Ayağını yorganına göre uzat.
Fatura ödeme : Oğlan babadan öğrenir sofra açmayı, kız anadan öğrenir biçki biçmeyi.
Yatırım yapma : Gençlikte taş taşı, kocalıkta ye aşı.
Tutumluluk : Güvenme varlığa, düşersin darlığa.
Borç alma : Borç yiğidin kamçısıdır.
Vazgeçebilme : Zararın neresinden dönülse kardır.
Yardımseverlik : Ne verirsen elinle o gelir seninle.
Eleştirel düşünme : Dost acı söyler.
Okuma : Cahilin dostluğundan, alimin düşmanlığı yeğdir.
Olumlu düşünme : He demek de iş bitirir, yok demek de.
Kendini motive etme : Gönülsüz yenen aş, ya karın ağrıtır ya baş.
Ertelememe : Bugünün işini yarına bırakma.
Azim : Azimli sıçan (fare) taşı deler.
Rekabetçi olmama : Ayıpsız dost isteyen, dostsuz kalır.
Merhamet : Şefkat demiri eritir, kahır taşı yarar.
Sevgi : Değirmen iki taştan, muhabbet iki baştan.
Empati : Az söyle, çok dinle.
Diyalog kurma : İnsan konuşa konuşa, hayvan koklaşa koklaşa anlaşır
Araba kullanma : At yiğidin yoldaşıdır.
Ev işleri : Evi ev eden avrat, yurdu şen eden devlet.
Temizlik : Arslan yattığı yerden belli olur.
Düzenli olma : İki karpuz bir koltuğa sığmaz.
Fırsatları değerlendirme : Su akarken testiyi doldurmalı.
Hayatı sevme : Ak gün ağartır, kara gün karartır.
Bir amaç uğruna yaşama : Dünya malı dünyada kalır.
Samimi arkadaşlar edinme : Kardeş kardeşi bıçaklamış, dönmüş yine kucaklamış.

Süper yetenekli olduğu halde, Google ile dünya kadar görüşme yapıp işe alınmayan elemanın yazısını okurken, bahsettiği Google’ın eleman alma stratejisi “Wobegon Gölü” dikkatimi çekti. “Lake Wobegon” bir radyo programcısının uydurduğu hayali bir yermiş. Buranın “erkekleri yakışıklı, kadınları güçlü, çocukları ortalamanın üstünde”ymiş. Hatta National Geographic dergisi, burayı aramak adına, o bölge ile ilgili bir makale de yayınlamış.
Wobegon gölü etkisi” denen bir şey varmış. Bizdeki “Kargaya yavrusu şahin görünür” anlamında bir söz.

Türkçemiz zengin bir dil. İşte çok kullandığımız ama aslında Farsça olan bazı kelimeler:

Nerdüban : Merdiven
Hoş-âb : (Tatlı su) hoşaf
Ser-best : (Başı bağlı) Bizde tam tersi 🙂
Matbah : Mutfak
Şem-dan : Mumluk, şamdan
Çay-dan : Çaylık (Bizde çaydanlık olmuş)
Pey-came : Pijama
Çâr-ı yek : (Dörtte bir) Çeyrek
Hefte : Hafta
Çihar-şenb : (Dördüncü gün) Çarşamba – Günler pazardan başlıyormuş
Penc-şenb : (Beşinci gün) Perşembe
Çar-dak : (Dört sütunlu) Çardak
Seh-pa : (Üç ayak) Sehpa

All that glitters is not gold.
Parlayan herşey altın değildir.

As you make your bed, so you lie on it.
Kendi düşen ağlamaz.

Among the blind the one-eyed man is king.
Adam olmayan köyde keçiye Abdurrahman Çelebi derler.

The apples on the other side of the wall are the sweetest.
Komşunun tavuğu komşuya kaz, karısıda kız görünür.

As you sow, you shall reap.
Ne ekersen onu biçersin.

Beauty is but skin-deep.
Güzelim diye mağrur olma, tez geçer vakti şebap.

Bad news travels fast.
Kötü haber tez yayılır.

Beggars cannot be choosers.
Dilenciye hıyar vermişler, eğri diye beğenmemiş.

Birds of a feather flock together.
İt ulur, birbirini bulur.

Blood is thicker than water.
Et tırnaktan ayrılmaz.

Cheats never prosper.
Yalancının mumu yatsıya kadar yanar.

Coming events cast their shadows before.
Perşembenin gelişi Çarşambadan bellidir.

Cast neer a clout till May is out.
Mart kapıdan baktırır kazma kürek yaktırır.

Charity begins at home.
Önce can sonra canan.

Children and fools speak the truth.
Bir çocuktan bir deliden al haberi.

Dont count your chickens before they are hatched.
Dereyi görmeden paçaları sıvama.

A drowning man will catch at a straw.
Denize düşen yılana sarılır.

Dead mice feel no cold.
Ölmüş eşek kurttan korkmaz (Acı patlıcanı kırağı çalmaz).

Actions speak louder than words.
Aynesi iştir kişinin lafa bakılmaz.

Divide and rule.
Parçala ve hükmet.

Empty vessels make the most noice.
Boş fıçı çok langırdar.

Every cloud has a silver lining.
Herşeyde bir hayır vardır.

A friend in need is a friend indeed.
İyi dost kara günde belli olur.

A bad workman always blames his tools.
Alet işler el öğünür.

A good beginning is half the battle.
İyi başlamak bitirmenin yarısıdır.

Better bend than break.
Eğilen baş kesilmez.

Better lose the saddle than the horse.
Zararın neresinden dönülse kardır.

Between two stools you fall to the ground.
İki cami arasında beynamaz.

A burnt child dreads the fire.
Sütten ağzı yanan yoğurdu üfleyerek yer.

A cheerfel wife is the joy of life.
Evi ev eden avrat, yurdu şen eden devlet.

A bird in the hand is worth two in the bush.
Bugunkü tavuk yarınki kazdan iyidir.

A cat may look at a king.
Bakan göze yasak olmaz.

A living dog is better than a dead lion.
Aslanın ölüsünden tilkinin dirisi yeğdir.

All his geese are swans.
Kuzguna yavrusu şahin görünür.

Tell me with whom thou goest and Ill tell thee what thou doest.
Adam ahbabından bellidir.

Give a dog a bad name and hang him.
Adamın adı çıkacağına canı çıksın.

Still waters run deep.
Yumuşak atın çiftesi pek olur.

Decline begins by internal strife.
Ağacın kurdu içinden olur.

A word to the wise is enough.
Anlayana sivrisinek saz, anlamayana davul zurna az.

Never look a gift horse in the mouth.
Beleş atın dişine bakılmaz.

A stich in time saves nine.
Bir mıh bir nal kurtarır, bir nal bir at kurtarır.

Better late than never.
Geç olsunda güç olmasın.

Beggars bags are bottomless.
Dilencinin torbası dolmaz.

Enough is as good as a feast.
Herşeyin fazlası fazla.

The worthless need no protection.
Acı patlıcanı kırağı çalmaz.

Cleanliness is next to godliness.
Temizlik imandan gelir.

Spare the rod and spoil the child.
Kızını dövmeyen dizini döver.

The pot calls the kettle black.
Tencere dibin kara seninki benden kara.

A good wife is a good prize.
Kişiyi vezir eden de karısı rezil eden de.

Never put off till tomorrow what you can do today.
Bugünün işini yarına bırakma.

Strike while the iron is hot.
Demir tavında dövülür.

Life is no bed of rose.
Bu dünya her zaman güllük gülistanlık değildir.

There is no rose without its horn.
Dikensiz gül olmaz.

Adams ale is the best brew.
Şu dünyada su en iyi içkidir.

A rolling stone gathers no moss.
Yuvarlanan taş yosun tutmaz.

All truth is not always to be told.
Doğru söyleyeni dokuz köyden kovarlar.

http://www.aradur.com/?MENU=SOZLUK&CTX=ATASOZU

Üniversitede şapka işaretinin kaldırılmasını savunan prof. a öğrencileri tahtaya şunu yazı yazarak cevap vermiş:
Hocam karınıza ortak olabilir miyiz?

2000 yılında yayımlanan İmlâ Kılavuzunun Ünlüler üzerinde düzeltme işareti bölümüne göre (s. 7) düzeltme işaretinin kullanıldığı yerler

1. Yazılışları bir, anlamları ve okunuşları ayrı olan kelimeleri ayırt etmek için, okunuşları uzun olan ünlülerin üzerine düzeltme işareti konur: adem (yokluk), âdem (insan); adet (sayı), âdet (gelenek, alışkanlık); alem (bayrak), âlem (dünya, evren); aşık (ayak bileğindeki kemik), âşık (vurgun, tutkun); hakim (hikmet sahibi), hâkim (yargıç); hali (pazar yerini), hâli (durumu, vaziyeti); hala (babanın kız kardeşi), hâlâ (henüz); şura (şu yer), şûra (danışma kurulu).

2. Arapça ve Farsçadan dilimize giren birtakım kelime ve eklerde g, k, l ünsüzlerinin ince okunduğunu göstermek için, bu ünsüzlerden sonra gelen a ve u sesleri üzerine düzeltme işareti konur: dergâh, gâvur, ordugâh, tezgâh, yadigâr; dükkân hikâye, kâfir, kâğıt, kâr, mahkûm, mekân, mezkûr, sükûn, sükût; ahlâk, billûr, evlât, felâket, hilâl, ilâç, ilân, ilâve, iflâs, ihtilâl, istiklâl, kelâm, lâkin, lâle, lâzım, mahlâs, selâm, sülâle, telâş, üslûp.

3. Nispet isini göstermek için düzeltme işareti kullanılır: ahlâkî, dahilî, dünyevî, edebî, fikrî, haricî, iktis ad î, insanî, medenî, sıhhî, siyasî.

Word’de düzeltme işaretlerini yazmak

Shift ve 3 tuşuna aynı anda bastıktan sonra
a ya basınca â
i ye basınca î
u ya basınca û çıkar.

Word dışında düzeltme işaretini kullanmak

Alt+0194 Â
Alt+0206 Î
Alt+0219 Û
Alt+0226 â
Alt+0234
Alt+0238 î
Alt+0251 û

—–

Bundan sonra harf kodlarken bunları kullanacakmışız.

A-Adana, B-Bolu, C-Ceyhan, Ç-Çanakkale, D-Denizli, E-Edirne, F-Fatsa, G-Giresun, H-Hatay, I-Isparta, İ-İzmir, K-Kars, L-Lüleburgaz, M-Muş, N-Niğde, O-Ordu, Ö-Ödemiş, P-Polatlı, R-Rize, S-Sinop, Ş-Şırnak, T-Tokat, U-Uşak, Ü-Ünye, V-Van, Z-Zonguldak.

Türk Kodlama Çizelgesi belirlendi
—–

Türkçe’de tek bir kelime ile ifade ettiğimiz bilgiye, İngilizce bazen tam bir cümle kurarak ulaşabiliyoruz. İşte vermek kelimesi ve İngilizce’de karşılıkları

Türkçe İngilizce

veriyorum: I give,I am giving (present contionous tense, indicative mood)
veririm: I give (present aorist tense, indicative mood)
vereceğim: I shall give (future tense indicative mood)
verdim: I gave, I have given (Paste definitive tense, indicative mood)
versem: If I give (Optative tense, subjonctive mood)
vereyim: Let me give (subjonctive tense, subjonctive mood)
vermişim: It is said that I gave (past dubiativetense, indicative mood)
vermeliyim: I must give (necessiative mood)
veriyordum: I was giving(past continuous tense tense, narrative mood)
verirdim: I used to give
verecektim: I shall have given
verdiydim: I had given
vermiştim: It is said that I had given
verseydim: If I gave
vermeliydim: I ought to have given
veriyormuşum: They said that I was given
verirmişim: It is said that I would give
verecekmişim: It is said that I shall give
vermişmişim: It is said that I had given
verseymişim: It is said that if I had given
vereymişim: I vished I had given
vermeliymişim: It is said that I should have given
veriyorsam: If I am giving
verirsem: If I give, If I would give
vereceksem: If I am to give
verdiysem: If I have given, if I gave
vermişsem: It is said that if I had given
verebiliyorum: I can give, I am able to give
verebilirim: I will able to give
verebileceğim: I shall be able to give
verebildim: I was able to give
verebilmişim: It is said that I was able to give
vermiş olacağım: I shall have given
vermekte olacağım:I shall be giving (continuous)
vermiş olabilirdim: I could have given
vermekteydim: I am giving (Progressive form)
verince: (prior to completion ) at the time of his giving
verdikçe: as long as s/he gives
verdikten sonra: after giving
verdiği için: because s/he gave
verdiği takdirde: if s/he should give
verir vermez: as soon as s/he gives
veriver: give it quickly
verirken: during the time of his /her giving
veren: the one who gives, the giver
vere vere: by giving and giving
vereli: since (his /here) giving
verip: while giving
verircesine: as if s/he (were or was) giving
vere: taht gives, that has given, giving…
—–