Skip to content

Social Network Badges

Recent Posts

Excel’de bir hücreyi seçtikten sonra kestiniz ve başka bir yere yapıştırdınız ama eski hücre olduğu yerde duruyor mu? Sebebi Skype olabilir.

İlgisiz gibi görünse de, Skype’ın Tıkla-Konuş (Click to Call) özelliği Office uygulamalarında panonun çalışmasını bozuyor. Kes-Yapıştır işlemi kopyalama gibi çalışmaya başlıyor.

Çözmenin yolu, Skype bir düzeltme yayınlayıncaya kadar Denetim Masası-Programlar bölümünde Skype Tıkla ve Konuş (Click to Call) uygulamasını kaldırmaktan geçiyor.

 

23 Ağustos 2012

Genel Bilgisayar

3G vb. teknolojiler, yeni ve daha akıllı cihazlar, sektörün devlerinin pazar paylarını kaybetmemek adına yaptıkları donanım ve yazılım yatırımları mobil Internet’in hızla yayılmasına ve bir mobil yaşam tarzının oluşmasına sebep oldu. Sosyal ağların ve özellikle Facebook ve Twitter’in getirdiği sürekli merak ve takip isteği bu yaşam tarzını iyice yerleştirdi. Artık iş hayatı da, eğlence de avuç içi kadar ekranlarda yaşanıyor.

Yeni nesil akıllı telefonlar hayatımıza “mobil uygulama” kavramını da soktu. iPhone’un çıkışıyla yazılım dünyasının seyrini değiştiren mobil uygulamalar, geliştiricileri ve şirketleri radikal kararlar almaya zorladı. Mobil uygulama geliştirme firmaları kuruldu, binlerce geliştirici kariyerini mobil uygulamalara yönlendirdi, mobil uygulamalara yönelik projeleri yöneten ajanslar ortaya çıktı. Bir çok kurumsal şirket kullandığı finansal uygulamaların mobil sürümlerini geliştirme yolları aramaya başladı. Araştırma kuruluşlarının raporlarında 2015 yılı itibariyle 25 milyar dolarlık bir mobil uygulama ekonomisi oluşacağı tahmin ediliyor.

Serbest ekonominin bir sonucu olarak bu alanda da birden çok alternatif ortaya çıktı. Google’ın ücretsiz Android işletim sistemi telefon üreticilerince tercih edilince, pazar payı hızla Apple platformunun önüne geçti. Microsoft ve Nokia yerlerini kaybetmemek adına güçlerini birleştirip Windows Phone işletim sistemli cihazlar üretmeye başladı. RIM firması iş dünyasında lider olduğu Blackberry cihazlarının özelliklerini ve çeşitlerini arttırarak hakimiyetini koruma derdine düştü. Samsung’un Google’a bağımlı kalmamak adına geliştirmeye çalıştığı Bada işletim sistemi varolma mücadelesi veriyor.

Peki, mobil yazılım işinde yer almak istiyorsanız bunların hangisine uygulama geliştireceksiniz? Hepsine birden geliştirecekseniz; tek tek donanım ve yazılım yatırımları yapıp, her biri için işgücü mü yetiştireceksiniz?

Mobil telefonların yanında, dokunmatik tabletlerin özellikle iş dünyasında kullanımı hızla artıyor. Uygulama geliştirirken tabletlerin boyutlarını da dikkate almanız gerekiyor. Aynı uygulamanın hem telefon hem tablet sürümlerini mi geliştireceksiniz?

Bu sorular mobil işletim sistemi pazarına yeni oyuncular girdikçe daha çok artacak. Dolayısıyla kariyerini mobil alanda devam ettirmek isteyen yazılımcıların, yazılım şirketleri ve kurumsal kullanıcıların doğru yatırımları yapması önemli hale geliyor.

Önünüzde birkaç alternatif var:

  • Sadece bir platform için uygulama geliştirmek: Bireysel geliştiriciler ve küçük yazılım şirketleri için tercih edilebilir bir seçenek… Ama aynı uygulamanın farklı platform için geliştirme ihtiyacı olduğunda bir dezavantaj haline geliyor.
  • Her platform için ayrı uygulamalar geliştirmek: Bu seçenek, Apple iOS uygulamaları için Mac bilgisayarlara ve Objective C bilen elemanlara sahip olmak, Android uygulamaları için Java ve Android SDK bilmek, Windows Phone için C# yatırımı yapmak demek… Eğer işi mobil yazılım geliştirmek olan bir firmaysanız, tercih edilebilir seçeneklerden biri… Ancak maliyeti yüksek…
  • Tüm platformlar için ortak yazılım geliştirmek: Kulağa hoş gelen ancak kendi zorluklarını içinde barındıran bu seçeneğin önündeki en büyük engel, cihaz ve işletim sistemi üreticilerinin ortak bir paydada buluşmuyor olması. Örneğin, Apple 2010 yılı ortalarına kadar Objective C dışında yazılan uygulamaların App Store’da yer almasına onay bile vermiyordu. Ayrıca, cihazlardaki GPS, sensörler vb. donanım özelliklerinin hepsini ve cihaz farklılıklarını desteklemek başlı başına bir problem… Yine, ortak uygulamanın hangi teknoloji ve dillerle geliştirileceği de bir başka sorun…

Uygulama geliştirme yöntemini ve platformu seçmek tabiri caizse buzdağının görünen yüzü… Eğer oyun ve eğlence uygulamaları geliştirecekseniz, çok kapsamlı bir özellik listesine ihtiyacınız olmayacaktır. Ama iş dünyası ve kurumsal mobil uygulamalar için; normal fonksiyonların yanında Internet’e bağlı olunmayan zamanlar için offline depolama, güvenlik ve erişim yönetimi,  raporlama ve loglama, merkezi veritabanlarına bağlantı yönetimi, web servisleri gibi özellikleri de dikkate almanız gerekiyor.

Bir diğer süreç de geliştirilen uygulamaların yayınlanması… Apple, (kurumsal iç dağıtım hariç) iOS uygulamaları için App Store dışında kuruluma izin vermiyor. App Store’da bir uygulamanın yayınlanması ise ancak belli kriterleri sağlamak ve aşamaları geçmekle mümkün oluyor. Android uygulamaları için resmi mağazası Market dışında bir çok uygulama mağazası var. Ayrıca uygulamaları direkt olarak yüklemek de mümkün… Ama bu durum da versiyon yönetimi sorununu beraberinde getiriyor.

Yukarıda bahsettiğimiz alternatiflerden ilk ikisinden birini tercih edenler, üreticilerin kendi geliştirme araçlarını kullanarak bu sorunların üstesinden gelmeye çalışıyorlar. Daha farklı yöntemler arayanlara yardımcı olmak açısından bir sonraki yazıda “tek uygulama, çok platform” çözümünü sağlayacak uygulama geliştirme çatılarını (framework) inceleyeceğiz.

11 Kasım 2011

Internet | Programlama

Bazen bir Word dosyasını açmak istediğimizde “Word bu belgeyi okuyamadı. Bozulmuş olabilir.” şeklinde bir hata ile karşılaşabiliyoruz. Dosya da açılmıyor. Böyle durumlarda ilk olarak Word’ün kendi içindeki bir özelliği deneyerek sorunumuzu çözebiliriz.

Şu adımları izliyoruz:

  1. Office 2003’te Dosya-Aç menüsünü ya da Office 2007’de sol üst köşedeki yuvarlak menü düğmesinden menüsünü seçiyoruz.
  2. Açacağımız dosyayı buluyoruz. Ancak üzerine çift değil, tek tıklıyoruz.
  3. Sağ alttaki düğmesinin yanındaki oka tıklıyoruz. Açılan menüden en alttaki Aç ve Onar seçeneğini seçiyoruz.
  4. Word, dosyamızı kurtarmaya çalışacaktır.

Eğer bu yolla da dosyamızı açamıyorsak, dosya onarım araçlarından birine müracaat etmek gerekecektir.

Bluetooth cihazlarını bilgisayara bağlamak için kullanılan yazılımlar ve sürücüler, masaüstüne “My Bluetooth Places” isimli bir simge eklerler. Bluetooth cihazlarını sık kullanıyorsanız bu simge zaten işinize yarayacaktır ama masaüstünden kaldırmak isterseniz, sistem dosyası özelliği taşıdığı için silemezsiniz.my bluetooth places

Silmek için şu yolu izleyin:

Windows XP

  1. Masaüstünde sağ tuşla tıklayıp Özellikler menüsüne girin.
  2. Masaüstü sekmesinde Masaüstünü Özelleştir düğmesine tıklayın.
  3. Açılan pencerede Masaüstünü Şimdi Temizle düğmesine basın.
  4. My Bluetooth Places simgesini işaretleyip sihirbazı başlatın.
  5. Tamamlandığında masaüstünde Kullanılmayan Masaüstü Kısayolları adında bir klasör oluşacaktır. O klasörü silin.

Windows Vista

Maalesef Vista’da Masaüstü Temizleme Sihirbazı olmadığı için bu simgeyi kaldırmak için Kayıt Düzenleyici’yi kullanmak gerekiyor.

  1. Başlat menüsünde arama bölümüne regedit yazıp Enter tuşuna basın.
  2. Ekrana gelen Kayıt Düzenleyici penceresinde soldaki ağaçtan HKEY_LOCAL_MACHINE – SOFTWARE – Microsoft – Windows – CurrentVersion – Explorer – Desktop – NameSpace yolunu izleyin.
  3. Burası masaüstündeki simgelerin bulunduğu yerdir. Yine soldaki ağaçtan bu bölümdeki seçeneklere tek tek tıklayın ve sağda My Bluetooth Places yazısını görün. Ya da doğrudan 32B4C379-4AC0-45F2-939C-D4E7ADA56DC5 etiketli seçeneğe tıklayın.
  4. Üstünde bulunduğunuz seçeneği silin.

(Kayıt düzenleyicide yaptığınız işlemlerde dikkatli olmanız gerektiğini unutmayın)

YazılımYazılım en hızlı gelişen ve değişen sektörlerden birisi… Ayrıca programlama dilleri, metodolojileri, araçları ve kullanım şekilleri itibariyle en fazla çeşitlenmenin de olduğu alanlardan…

Fikirler ve ürünler çok çeşitli olunca tartışmalar yaşanması kaçınılmaz oluyor. Çoğunlukla her iki tarafın da haksız olmadığı bu tartışmalar bazen uzun yıllar sürebiliyor ve hatta bir sonuca ulaşmıyor.

Tab mı boşluk mu?

Programcılıkta, kod parçalarının farklı girintiler yaparak yazılması önemlidir. Bir fonksiyonun içindeki kodları biraz içeriden, bir döngünün içinde kalan bölümü biraz daha içeriden vb. yazarak kodların kolay okunabilir ve anlaşılabilir olması sağlanır.

Peki, bu girintileri verirken Tab (Sekme) karakteri mi kullanılmalıdır yoksa belirli sayıda boşluk mu verilmelidir?
Bu sorunun cevabı çok eski yıllardan beri bir tartışma konusu olagelmiştir. Boşluk fikrini savunanlar, bir Tab karakterinin Unix’te 8 boşluk, Macintosh’ta 4 boşluk anlamına gelebileceğini ve ortak bir standart için belirli sayıda boşluk kullanılması gerektiğini söylerler.
Tab fikrindekiler de herkesin boşluk verme şeklinin farklı olduğunu, asıl standardı Tab karakteri kullanmanın oluşturduğunu iddia ediyorlar.

Modern programlama editörlerinin çoğunda Tab tuşunun kaç boşluk vereceği kullanıcıya bırakılmış durumda… Tab değil de boşluk vermeyi tercih edenler ise farklı alışkanlıklara bağlı olarak 2, 4, 8 karakter kullanabiliyorlar.

Süslü parantez nereye konacak?

C ve sonrasında çıkan benzeri programlama dillerinde bir programın, bir metodun ya da bir döngünün başlayıp bittiğini anlatmak için süslü parantezler { } kullanılır. Bu parantezlerin kullanım şekli de bir başka tartışma konusudur.

Vikipedi’de anlatıldığı şekline göre;
Klasik C dilinde çok kullanılan K&R (Kernighan and Ritchie) stilinde, Unix/Linux çekirdeğinin yazıldığı 1TBS (The One True Brace Style) ve BSD Unix kaynak kodunun yazıldığı şekil olan BSD KNF stilinde, açılan parantez metotlarda alt satıra, metot içindeki döngülerde ise aynı satıra konur. Kapatılan parantez metodun ya da döngünün başı ile aynı hizaya konur.

int metot()
{
    while(şart) {
	işlemler...
    }

    if(şart){
       işlemler...
    } else {
       işlemler...
    }
}

ANSI C standardı olarak bilinen Allman stilinde ise, parantezler her zaman ayrı satırlarda bulunur. Bu yöntemde tek bir parantez bir satır olarak geçtiğinden yazılan kodun satır sayısı artar. Ama aynı zamanda okunabilirliği de artar.

int metot()
{
    if(şart)
    {
       işlemler...
    }
    else
    {
       işlemler...
    }
}

Yine, bu iki metottan hangisini tercih edeceğiniz size kalıyor.

Eşittirden sonra boşluk olmalı mı?

Bir diğer tartışma konusu, değişken atamalarında ya da şart ifadelerinde = (eşittir) karakterinin etrafında boşluk bırakılıp bırakılmayacağı…
Örneğin, değişken=değer mi olmalı yoksa değişken = değer mi? Bu sorunun cevabı değişken; çünkü bir çok programlama ve script dilinde boşluk kullanmanın anlamı değişebiliyor.

GNU/Linux mu, Linux mu?

Açık kaynaklı yazılım dünyasının tartışmalarından birisi, Linux işletim sisteminin adının GNU/Linux mu yoksa Linux olarak mı kullanılması gerektiği…

GNU (GNU’s Not Unix -yinelemeli bir kısaltma) Unix’e alternatif ve sadece özgür yazılımlardan oluşan bir işletim sistemi oluşturmak için Richard Stallman tarafından 1984 yılında başlatılmış bir proje… 1991’de, Linus Torvalds Linux çekirdeğini yazınca bazı GNU programları Linux üzerinde çalışmak üzere aktarılmış ve daha sonra GNU’nun diğer kısımları da Linux üzerine taşınmış. Böylece tam bir işletim sistemi ortaya çıkmış.

Ancak, sonraki yıllarda Linux çekirdeğinden ve GNU programlarından oluşan bu işletim sistemine ne ad verileceği tartışma konusu olmuş. GNU/Linux ismini savunanlar, tam bir adı ortaya koyduğu için bir kimlik olarak kabul edilmesini isterken; Linux ismini savunanlar daha kolay ve yaygın bir kullanım oluştuğu için işletim sisteminin adının Linux olarak kalması gerektiğini iddia ediyorlar.

Richard Stallman, işletim sisteminden bahsederken GNU/Linux; çekirdekten bahsederken ise Linux denmesini istiyor. Linus Torvalds ise, eğer Debian Linux, Redhat Linux gibi bir GNU dağıtımı hazırlanacaksa o zaman böyle denebileceğini, ama Linux’a GNU/Linux denmesinin komik olduğunu söylüyor.

Kaynak kodu açık mı olmalı yoksa kapalı mı?

Geliştirilen yazılımların kaynak kodunun açık ve ulaşılır olmasını isteyen açık kaynak felsefesi ile kaynak kodlarının gizli olmasının gerekliliğini savunan şirketlerin tartışması yıllardır devam ediyor.

Açık kaynak felsefesi; açık kaynak kodlu uygulamaların güvenilirlik sağladığını, sanılanın aksine güvenlik açığı oluşturmadığını hatta bir çok kişi tarafından görülebildiği için hatalarının kısa zamanda düzeltilebileceğini belirtiyor. Ayrıca herkes tarafından geliştirilebilmesi sayesinde daha sağlam ve yüksek kalitede olacağını iddia ediyor.

Microsoft’un başını çektiği, kapalı kodu savunan şirketler ise; kapalı kaynak kodlu uygulamaların daha güvenli olduğunu, daha çok kişinin kodu görmesinin hataları kapatmaya yetmeyeceğini, farklı kişilerin koda müdahale etmesinin daha yanlış olduğunu savunuyor. Ayrıca, yazılımlardan alınan lisans bedellerinin ar-ge faaliyetlerinde kullanıldığını, açık kaynak kodlu bir çok yazılımın ise ar-ge faaliyeti yapmadan kendilerinin fikirlerini kullandığını iddia ediyorlar.

Yazılım geliştirme mi sanat mıdır, mühendislik mi?

Yazılım ürünleri hem yapılış süreçleri itibarıyla bir sanat eseri hem de içerdikleri mantık ve sorunlara yaklaşımı sebebiyle bir bilim ya da mühendislik yapısı özelliği gösterirler.

Tartışılan nokta ise daha çok yazılım geliştirme işinin hangisine daha çok uyduğu…

Mühendislik fikrini savunanlar, yazılım geliştirmenin kendine özgü dinamikleri, çalışma prensipleri ve kuralları olan bir meslek olduğu, süreçlerin bilimsel olarak ele alınması gerektiği, ihtiyaçlara analitik ve sistematik bir yapıda çözümler üretilmesi gerektiği yaklaşımlarını ortaya koyuyor.

Sanat olduğunu iddia edenler ise, geliştiricilerin el emeği olduğunu, yetenek gerektirdiğini, arayüz tasarımları, raporlamalar vb. sebebiyle birer sanat eseri olduğunu, yazılımcıların bir disiplinle çalışamayacaklarını ancak özgür bırakıldıklarında nitelikli bir üretim yapabileceklerini düşünüyorlar.

27 Mart 2009

Programlama

Internet’teki en büyük alan adı satış firmalarından GoDaddy.com’un CEO’su olan Bob Parsons renkli bir kişiliğe sahip… Şirketler kurup büyüterek satmış, iflasın eşiğine gelip sonra tekrar zengin olmuş bir girişimci… Kendisiyle bu konuda yapılmış bir röportajı şurada okuyabilirsiniz.
Bob Parsons kendi sitesinde, “Hayatta Kalmanın 16 Formülü” adını verdiği tavsiyelerini yayınlıyor.
Tavsiyelerin Türkçeleştirilmiş hali şöyle:

  1. Rahatınızı bozun! Rahat koltuklardan başarı geleceğine inanmıyorum. İnsanlar “ama bu riskli” diyebilirler. Cevabım basit : “Risk sadece kadavralara lazım değildir”
  2. Asla vazgeçmeyin! Neredeyse hiç bir şey ilk seferinde istendiği gibi olmaz. İşe yaramıyor gözüken yöntemler aslında öyle olduğu için değil belki de sizin çalışma şeklinizden dolayı işe yaramıyordur. Kolay olsaydı herkes yapardı, sizin yapma fırsatınız hiç olmazdı.
  3. Vazgeçmeye karar verdiğiniz an, başarıya tahmininizden daha yakın olabilirsiniz. Sevdiğim ve doğru olduğuna inandığım bir Çin atasözü vardır : “Vazgeçme isteği, başarmak üzereyken en yüksek seviyeye çıkar.”
  4. Sıkıntılı anlarda, en kötü sonuca bile razı olmak yerine en kötünün seviyesini belirleyin. Çünkü aslında en kötü sonuç, önceden tahmin edilememiş sonuçlardır.
  5. Kendinizi yapmak istediklerinize konsantre edin. Neye odaklanırsanız, ona doğru gidersiniz.
  6. Fazla uzağa bakmayın. İçinde bulunduğunuz durum ne kadar kritik olursa olsun, çözümü uzaklarda değil bulunduğunuz zamanda arayın. Her şey gününde saatinde hallolur.
  7. Sürekli ileri gidin. Yatırımı asla bırakmayın. Gelişimi asla bırakmayın. Sürekli yeni bir şeyler yapın. Şirketinizi geliştirmeyi durdurduğunuz anda geri gitmeye başlar. Azar azar da olsa her gün daha iyiyi hedefleyin. Kaizen felsefesini unutmayın. Küçük ilerlemeler büyük sonuçlar doğurur.
  8. Çabuk karar verin. Bugünkü iyi bir plan, gelecekteki mükemmel plandan kat kat daha değerlidir.
  9. Her şeyin önemini ve başarısını ölçün. Yemin ederim ki bu böyle. Ölçülen ve izlenen şey gelişir.
  10. İyi yönetilmeyen her şey bozulur. Ne olduğunu anlamadığınız problemleri çözmek istiyorsanız, üzerinde yeteri kadar çalışmadığınız kısımlara bakmak için biraz vakit ayırın. Size garanti veriyorum, sorun orada…
  11. Rakiplerinizi kollayın, ama kendi işinize daha çok yoğunlaşın. Rakiplerinize baktığınızda uzaktan her şey güllük gülistanlık gözükebilir. Unutmayın, dünyaya bile yeteri kadar uzaktan bakınca huzurlu bir yer gibi görünüyor.
  12. İnsanların üzerinizde baskı kurmasına izin vermeyin. Kanuni olduğu müddetçe, siz de herkesin yaptığını yapma hakkına sahipsiniz.
  13. Hayatın adil olmasını beklemeyin. Adil değil. Siz kendi doğrularınız ve vicdani anlayışınıza göre hareket edersiniz.
  14. Problemlerinizi kendiniz çözün. Daha çok gelişir ve daha iyi çözümler bulursunuz. Sony’nin kurucularından Masura Ibuka der ki, “İş hayatında ya da teknolojide başkalarını takip ederek başarılı olamazsınız.” Ya da bir Asya atasözünde dediği gibi, “Akıllı adamın danışmanı kendisidir.”
  15. Çok ciddi olmayın. Rahat olun. Başarılarımızın en azından yarısı talihimiz sayesinde oluyor.
  16. Her zaman gülümsemek için bir sebep vardır. Onu bulun. En azından hayat nimeti var. Ömür kısa… Uzun yaşamak için değil, iyi yaşamak için buradayız.

Eskiden virüslerin de bir ahlakı vardı. Kendilerini dosyaların sonuna ekler ya da boot sektöre yazarlardı. İyi bir düşük seviye programlama bilgisi gerektirirlerdi. CrazyBoot gibi bölümleme tablosunu siler, Çernobil gibi anakart üzerindeki çipi bile temizlerlerdi.

Windows çıktığından beri virüsler basitleşti, sistemin açıklarından faydalanarak bulaşır hale geldi. I Love You virüsü gibi VBScript’le yazılmış, basit ama yıkıcı; birçok W32… virüsü gibi yaptığı tek şey kendisini kopyalamak ve mail ile göndermek olan bir sürü virüs türedi.

Son dönemde ise bayrağı Autorun virüsleri devraldı. Bu virüsler, aslında Microsoft’un bir güzellik olarak icat ettiği; CD’yi ya da USB bellekleri bilgisayara takınca otomatik olarak içindeki kurulum programlarını çalıştırmasını sağlayan Autorun.inf dosyasını kullanarak kendilerini bilgisayara bulaştırır oldular.

Bu yöntemi kullanan virüsler öyle arttı ki, neredeyse bilgisayarımıza taktığımız her USB bellekte virüs var. Hatta geçenlerde bu virüslerden birinin NASA’nın bilgisayarında uzay istasyonuna gittiğini anlatan bir haber vardı. Geçtiğimiz sene bu sıralarda USB belleklerden bulaşan virüs oranı %2.5 iken Nisan ayında %11’e ulaşmıştı. Eylül ayında ise Trend Micro, yeni bulunan virüslerin %53.7’sinin bu tür virüsler olduğunu açıkladı.

Yani artık kaçış yok. Önümüzdeki dönemde bu tür virüslerle bol miktarda karşılaşacağız. Peki ne yapmak lazım? Hayır bu virüsleri nasıl temizleyeceğimizi anlatmayacağım. Önemli olan virüslerin bilgisayarımıza hiç bulaşmaması…

  • Öncelikle, güvenlik bir çalışma tarzıdır. Alışkanlıklarınızı değiştirin.
    Mesela dosyaları açmak için Bilgisayarım simgesine çift tıklıyor, sonra da oradan USB sürücüsünün ismine çift tıklıyorsanız; Autorun virüsü harekete geçer. Vazgeçin bu alışkanlığınızdan. XP kullanıyorsanız, Bilgisayarım penceresine girince üstten Klasörler yazan yere tıklayın ve solda açılan ağaçtan USB sürücüsünün ismine tıklayın. Vista kullanıyorsanız bu ağaç zaten gelecektir.
  • Bilgisayarınızda ücretli ya da ücretsiz bir antivirüs muhakkak kurulu ve güncel olsun. Yalnız, önemli olan antivirüs olması değil, güncel olmasıdır. Her ay ortalama 60 yeni virüs çıkıyor. Eski tarihli bir program sizi korumaz. Antivirüs programınızı Internet’ten ya da başka yollarla sürekli güncelleyin.
  • Windows’un gizli dosyaları ve sistem dosyalarını görüntülemesini sağlayın. Normalde bu dosyalar güvenlik sebebiyle görüntülenmez. Ama neredeyse tüm virüsler kendilerini saklamak için gizli ya da sistem dosyası özelliğini kullanıyor. Klasör seçenekleri penceresini açın. (XP’de Bilgisayarım-Araçlar menüsünden, Vista’da Denetim Masası-Klasik Görünüm seçerek) Görünüm sekmesine gelin. Gizli dosya ve klasörleri göster seçeneğini işaretleyin. Korunan işletim sistemi dosyalarını gizle seçeneğinin işaretini kaldırın.

    Aynı pencerede Bilinen dosya türleri için uzantıları gizle seçeneğinin işaretini kaldırırsanız, resim.jpg.exe tarzı virüslere karşı da bir koruma sağlamış olursunuz.

  • Bilgisayarınızdaki disk sürücülerinin otomatik çalışma özelliğini kapatın. Böylece virüslerin kendiliğinden çalışmasını engellemiş olacaksınız. Nasıl yapacağınızı bu makale anlatıyor.
  • Bir USB bellek taktığınızda içindeki dosyalara (ilk anlattığımız yöntemle) bakıp autorun.inf dosyasını ve eğer biliyorsanız virüs dosyalarını silin.

Eğer bu yöntemleri uyguluyorsanız, çok büyük bir ihtimalle bilgisayarınıza autorun virüsleri bulaşmayacaktır. Ama bir kez bile ihmal ettiğinizde başa döneceğinizi unutmayın.

Not: Başlıktaki ifadenin aslı Fuzuli’nin “Beni candan usandırdı, cefâdân yâr usanmaz mı?” adlı mısrasıdır. Eğer yazıdaki teknik ağırlıktan sıkıldıysanız, şu yazıyı okuyun keyfiniz yerine gelsin. 😉

Ekonomik krizin tüm dünyayı vurduğu şu günlerde ülkemizde de işten çıkarmalar başladı. Bilişim sektörü gibi temel ihtiyaçtan sayılmayan alanlarda çalışanlar, ne kadar uzman olurlarsa olsunlar maalesef bir masraf kalemi olarak görülüyorlar. Krizin hissedilmeye başladığı ilk anlarda kapının önüne konuluveriyorlar. Her biri bir dram, her biri üzücü hayat hikayeleri…

Ancak, bilişim uzmanları nispeten şanslı. Sahip oldukları bilgi birikimini ve yeteneklerini illa da bir şirket için kullanmak zorunda değiller. Hatta serbest çalışmaya, kendi işini yapmaya en müsait alanlardan birisi bilişim. Yeter ki, kendilerini geliştirmiş ve en azından temel seviyede İngilizce biliyor olsunlar.

Peki, diyelim ki başınıza olabilecek en kötü ihtimal geldi ve işinizden çıkarıldınız. Başka bir işe girmek de kriz sebebiyle zor. En azından sürekli bir işe girinceye kadar birşeyler yapmak lazım. Ne yapacaksınız?

Bu sorunun cevabını birkaç seçenekle verelim. Üstüne benzerlerini de siz ekleyin.

Öncelikle kesinlikle ümitsiz olmayın. Türkçemizde bu tür durumlarda ifade edilen ve bugünlerde sık duyduğumuz bir söz var: “Allah bir kapıyı kapatır, diğer kapıyı açar.” Diğer kapılara karşı inancınız ve ümidiniz tam olsun.

Gelelim yapılabilecek işlere…

Yeteneğinizi kiralayın

Özellikle bir yazılımcıysanız, sizin bilgilerinize para ödemeye hazır bir çok insan olduğunu bilin. Örneğin Rent A Coder sitesinde yaptırmak istediği işler için yazılımcı arayan kişiler açık azaltmalar düzenleyerek en uygun fiyat veren yazılımcıları seçiyorlar. İşlem şöyle gerçekleşiyor:

  1. Alıcılar işi yayınlıyorlar
  2. Yazılımcı fiyat teklifi yapıyor.
  3. Alıcının seçtiği kişi işi yapıyor. Bu sırada haftalık düzenli raporlar gönderiyor.
  4. Yazılımcı işi teslim ediyor.
  5. Alıcı onaylıyor.
  6. Yazılımcı parasını alıyor.
  7. Karşılıklı olarak birbirlerini değerlendiriyorlar.

Sitede bir yazılımcı için ipuçları, iletişim teknikleri, dokümantasyon için şablonlar içeren bir makaleler bölümü de var.

Bu konuda iş yapılabilecek diğer siteler şunlar:

Uzaktan çalışın

Uzaktan çalışma (telecommuting) özellikle Amerika’da çok popüler bir yöntem. Internet bağlantılarının iyi olması sebebiyle uzun yıllardır var ve popülaritesi gittikçe yükseliyor. Artık Türkiye’de de ADSL sayesinde uzaktan çalışmak verimli hale geldi.

Bu yöntemde genelde iş ilanlarına başvuruyor ve kabul edilirseniz verilen işleri şirketin bir elemanı gibi çalışarak yapıyorsunuz. Çalışmanızı periyodik raporlarla şirkete iletiyorsunuz. Bazı işler yazılı, sesli ya da görüntülü bağlantı gerektirebiliyorlar. Ya da bazı işler için arada sırada şirkete gelmenizi isteyebiliyorlar. Ama genelde evden çıkmadan iş yapabiliyorsunuz. Program yazmaktan teknik doküman hazırlamaya, test yapmaktan destek vermeye kadar bir çok alanda size uygun işler bulabilirsiniz.

Uzaktan çalışma ilanları bulabileceğiniz birkaç adres :

iPhone için uygulama yazın

Aslında bir yazılımcıya sadece iPhone için uygulama yazmayı tavsiye etmek dar bir kapsam sayılabilir. Ancak son dönemde en moda işlerden birisi bu. Ortak bir platform var, eğer yazdığınız uygulamayı kabul ettirebilirseniz hazır bir satış yeri var.

iPhone uygulamaları çok rağbet gördüğü için güzel bir gelir elde edebilirsiniz. Hatta isterseniz ücretsiz bir uygulama yazıp bağışlarla bile geçinebilirsiniz. Nitekim bir Türk yazılımcının iPhone’da olmayan kes/yapıştır özelliğini getiren ücretsiz uygulaması yüksek miktarda bağış almıştı.

iPhone uygulaması yazmak için işe yarayacak kaynaklar:

Ücretli destek verin

Geniş bant Internet’in yaygınlaşmasının en güzel yanlarından biri de uzaktan teknik yardım ve yönetim işlerini kolaylaştırması. Bilişim sektöründe bugün bir çok teknik sorun uzak bağlantılar yöntemiyle kolay ve masrafsız bir şekilde hallediliyor.

Uzman olduğunuz konularda, yardım ihtiyacı olan insanlara yazılı, sesli ve görüntülü bağlantı metotlarını kullanarak uzaktan ulaşabilir, sorunlarını çözebilir ve karşılığında ücret alabilirsiniz.

Mesela Crossloop.com sitesi bu tür bir teknik yardım topluluğu olarak hizmet veriyor. Uzman olduğunuz alanları ve müsait olduğunuz saatleri belirtiyorsunuz. Müşterileriniz size ulaşıp yardım talep ediyor. Siteden ücretsiz indirilebilen uzaktan yönetim programını kullanarak müşterinizin bilgisayarına müdahale ediyor ve sorununu çözüyorsunuz. Sitede uzmanlar hakkında başarı değerlendirmeleri yapılıyor. Böylece eğer insanları memnun edebiliyorsanız talibiniz de çok oluyor.

Benzer bir site de Experts Exchange. Bu sitede sorunlara verdiğiniz yazılı cevaplar sayesinde gelir elde edebiliyorsunuz. Google’ın benzeri amaçla kurduğu Google Answers sitesi 2 yıl önce kapandı ama sitedeki uzmanlar UClue.com’u açtılar. Yine bu sitede de uzmanlık alanınızdaki soruları cevaplayarak para kazanabilirsiniz. Yahoo’nun Answers sitesi ise gönüllü ve ücretsiz yardım esasına dayalı bir site. İsterseniz bu sitede cevaplar yazarak kazandığınız puanları reklamınız olarak kullanabilirsiniz.

Henüz benzer bir Türkçe site yok. Ama işte size iş fikri. İnsanlara para kazandırabileceğiniz böyle bir siteyi siz açın o zaman. 😉

Test Yapın

Geliştirilen yazılımlar ve web siteleri için üreticilerin bir test ekibi kurmaları her zaman mümkün olmuyor. UTest.com bu konuda yardımcı olmak üzere kurulmuş bir şirket. Siteye üye olan müşteriler, 150 ülkeden kayıtlı binlerce test uzmanına ürünlerini test ettirebiliyorlar.

Bir test uzmanı olarak UTest.com’a kayıt olabilir, bekleyen ürünleri test edip hata raporları girerek değerlendirme sonucuna göre ücret alabilirsiniz. Performansınıza ve ayırdığınız vakte bağlı olarak yüksek miktarda gelir elde etme şansınız var.

Site test uzmanlarına Mastercard uyumlu bir ödeme kartı gönderiyor ve kazandığınız parayı kart hesabınıza yatırıyor.

Yazı yazın

Eğer yazabilme yeteneğiniz varsa, nispeten daha az gelir getirecek ama zaman zaman “kısa günün kârı” sayılabilecek işler yapabilirsiniz. Türkiye’de ilk defa olarak Pilli sitelerinde başlayan bir uygulama ile makaleler yazıp okunma sayısına göre para kazanıyorsunuz. Bu yöntem hem sitelerdeki kaliteli içerik miktarını arttırıyor, hem de üyelerine ek bir gelir imkanı sağlıyor.

Pilli sitelerinde yazı yazarak nasıl para kazanabileceğinizi şuradan öğrenebilirsiniz. Hatta gelirinizi arttırmanızı sağlayacak ipuçlarını da bulabilirsiniz.

Ücretli makaleler yazabileceğiniz Türkçe içerik sitelerini arıyorsanız şuraya, İngilizce içerik sitelerini arıyorsanız şuraya tıklayabilirsiniz.

Reklamdan para kazanın

Bir web siteniz varsa ya da web sitesi hazırlayabiliyorsanız, reklamlardan para kazanmayı da deneyebilirsiniz. Son zamanlarda sitelerine aldıkları reklamlardan yüksek meblağlar kazanan insanları görmek mümkün. Gerçekten yüksek rakamlar var. Tabii gelir miktarı sitenizin ilgi çekmesi ile doğru orantılı. Özellikle de arama motorlarında arandığında ilk sıralarda gözükmesi popülerliği ve dolayısıyla da reklam gelirlerini arttıracak bir etken. Sırf bu amaçla SEO denilen bir alan oluştu bile.

Peki siz nasıl reklamdan gelir elde edeceksiniz?
Google’ın Adsense programı şu sıralar en popüler ve en çok kazandıran reklam ortaklığı. Sitenize alacağınız reklamlara tıklandıkça hesabınızdaki para artıyor. Yalnız Google’ın kurallarının çok katı olduğunu belirtmekte fayda var. Bu işe girişmeden önce şu yazıyı okumanız tavsiye olunur.

Ayrıca sitenize alabileceğiniz diğer reklam kaynakları:

Kendi reklamlarınızı verin

Kriz zamanları girişimciler için fırsatlara dönüşebilir. Uzmanlık alanınızla ilgili hizmet reklamlarını Internet sitelerinde yayınlayarak kendinizi pazarlayabilirsiniz. Yazdığınız programı, yaptığınız web sitelerini, yazdığınız kitapları vb. her ne konuda bir şeyler ürettiyseniz, yüksek maliyetlere gerek kalmadan insanlara duyurabilirsiniz.

Internet reklamları için kullanabileceğiniz birkaç adres :

Kendi işinizi kurun

ve işte en son, ama hayatınızı en radikal biçimde değiştirebilecek önerimiz. Kendi işinizin patronu olun. Ekonomik kriz zamanları Türkiye’de hem en çok işyerinin kapandığı, hem de en fazla iş girişiminin yapıldığı dönemler. Zaten belki çalıştığınız yerde kafanızda çok güzel iş fikirleri vardı ama cesaretiniz yoktu. İşte şimdi bir işiniz de yok, kaybedeceğiniz ne var ki?

Önce benzerlerini sizin de bulabileceğiniz başarı hikayelerini okuyun. Sonra kendi işinizi yapmak için gereken bilgileri ve alabileceğiniz destekleri okuyun ve izleyin. Daha sonra da kolları sıvayın ve işe girişin.

Mesela linkibol.com’u kuran Volkan Özçelik’in yol hikayesi size bu konuda yardımcı olabilir. Yazıları tarih sırasına göre takip ederek geldiği noktayı ve yaşadıklarını görebilirsiniz.

Evet, gördüğünüz gibi “bilgisayarcı adam” (tabiri her iki cinsiyete uygun olarak kullanıyorum, siz kendinize uyarlayın) işsiz kalmaz. Eğer işsizliğiniz için oturup kendinize kahrediyorsanız, tahminen iş beğenmiyor ya da üşengeçlik yapıyorsunuzdur.

Yazıyı konuya uyacak bir fıkrayla bitirelim. Dursun Temel’le karşılaştığında;
– “Duydun mu?” demiş, “Cemal açlıktan hasta olmuş. Durumu hiç iyi değil.”
– “Olur mu öyle şey?” diye kızmış Temel. “Karadenizli açlıktan hasta olmaz. Neden kimseden yardım istememiş?”
– Utanmış.
– Bak gördün mü? Açlıktan değil utancından hasta olmuş.

Krizlerin ve işsizliklerin hiç yaşanmamasını ama başımıza geldiğinde bunun hayatımızın sonu olmamasını diliyoruz.

Bu konuda Türkçe bir kaynak bulunmadığı için yazayım.

Dizüstü bilgisayarınızda mikrofona konuştuğunuzda hoparlörden sesin çıkmasını isteyebilirsiniz. Bunu Windows XP’de ekranın sağ alt köşesindeki hoparlör simgesine çift tıklayınca çıkan mikser ekranında Kayıttan Yürütme bölümündeki mikrofon simgesinin sesini açarak ya da eğer sessizde ise sessiz işaretini kaldırarak yapabiliyoruz.

Windows Vista’da ise mikser ekranı biraz farklı. Kayıttan yürütme ekranında mikrofon simgesi yok. Peki mikrofonun sesini nasıl hoparlörden vereceğiz? Şöyle:

Denetim Masası-Ses seçeneğine giriyoruz. Kayıttan Yürütme bölümünde Hoparlör(Speakers) seçeneğine çift tıklıyoruz. Ekrana gelen pencerede Düzeyler (Levels) sekmesine geçiyoruz. Mikrofonu orada göreceğiz. Büyük bir ihtimalle de sessiz olarak işaretlenmiş olacaktır. Sessiz düğmesine tıklıyor ve solundan ses seviyesini işaretliyoruz.

Artık mikrofona konuştuğumuzda sesi hoparlörümüzden de duyabileceğiz.

14 Kasım 2008

Genel Bilgisayar

Forbes’ın Eylül sayısında incelenen Knight Online oyunu (K.O.) ile ilgili bazı sayılar:

  • Toplam 5 milyon kayıtlı kullanıcı
  • Türkiye’de 400 bin aktif oyuncu
  • Nisan ayında yayınlanan genelgeyle K.O. ve 18 oyunun internet kafelerde oynanması yasak
  • K.O. oyuncularının neredeyse yarısı Türk
  • Türkiye online oyun işinde en hızlı büyüyen pazar
  • K.O. Amerika ofisinde 6 Türk çalışıyor. Türkçe yanıt veren çağrı merkezi var.
  • Yapımcı şirket K2 Networks yılbaşında Türkiye’de ofis açtı.
  • Oyunda 60. seviyede silahsız bir karakter 150-170 YTL, 65. seviyede 250-300 YTL, 70. seviyede 1500 YTL civarında, silahlar 50-1250 YTL arasında değişiyor.
  • Fakir mahalle ve illerde Internet kafeler para ve ücretsiz oynama karşılığında çocuklara karakter ve silah ürettiriyor.
  • Diyarbakır’da geçen ay 150 çocuk kafelere yapılan baskınla göz altına alındı.
  • Oyunun tahmini geliştirme maliyeti 15 milyon dolar.
  • Aylık paralı üyelik geliri 2 milyon dolar civarı

Online oyun pazarı ile ilgili bazı sayılar:

  • Sadece A.B.D. de 4.4 milyar dolarlık bir ekonomi
  • Geçen yıl 35 “sanal dünya şirketine” 1 milyar dolar aktarıldı.
  • Geçtiğimiz aylarda piyasaya çıkan Türk oyunu Hükümran Senfoni 100 bin kullanıcıya ulaştı.
  • Türkiye’de online oyunların paralı üyelik satışlarının bayisi olan Game Sultan şirketinin aylık cirosu 400 bin doların üzerinde
  • Türkiye’de bilinen 50’den fazla online oyun var.
  • Çin ve Hindistan’da 500 binden fazla insan “oyun oynama çiftliklerinde” çalıştırılıyor.

Yazının sonundan ilginç bir tespit :
Şimdilik tek endişe bağımlılık yaratması ve bilgisayar başından saatlerce kalkmama. Ama zaten bir bankadaki gişe memuru da aynı işi yapıyor ve daha az kazanıyor.