Şehir destandır bazen ve bazen aşk.
Ya korkular, ya arzular doğurur şehri.
Üstü açık zindana benzetir şairler sevgilisiz şehirleri.

Direkler sahibi Âd’ın mücevher döşeli caddeleriyle İrem,
Asma bahçeleriyle Bâbil,
Fil adımlarında eriyen Kartaca…

Neron kıvılcımlarında şeytanını bir ikonaya gizleyen Roma;
ve Vezüv’ün gazabında eriyen Pompei gladyatörleri…
Aşil’in gururu yedi kat Truva…

Ya Ebrehe’nin hezimeti Mekke,
Cengiz’in zulmünde masallar diyarı Bağdat –medreselerinden yanlış hesaplar dönerdi hani–
Engizisyon keşişlerinin üftadesi Samarra,
Çin sürüleri önünde Semerkand
ve Rus tanklarına uğrak Buhara…

Balkan rüzgârlarıyla serinleyen nazlı Budin,
Su medeniyetinde bir Bursa,
Serhat türkülerine yakılmış bir Edirne,

Hele nasıl diyeyim;

Bu şehr–i Sitanbul ki bî–misl ü behâdır.
Bir sengine yekpâre Acem mülkü fedâdır.
(Bu İstanbul şehri ki, değerine ölçü biçilemez. Bir taşına tüm Acem ülkesi (İran) feda olsun.)

İskender Pala

Haziran ayında düzenlenen hazırlık konferansına da katıldığım RIATalks konferansı 8-9 Ağustos’ta yapıldı. Herkesin tatilde olduğu bir dönemde başarı sayılması gereken kalabalık bir gündem ve konuşmacı listesiyle yapılan konferans meraklıları için gerçekten doyurucuydu.

Konferansta yaptığım “Kurumsal RIA Uygulamalarından Neler Bekliyoruz” sunumu sırasında maddeleri sıralarken, izleyicilerden bir soru geldi : Türkiye kurumsal RIA uygulamalarının neresinde?

Aslında cevap belli, başında. Türkiye’de hala MS-DOS ile yapılmış ticari uygulamalar kullanılmaya hatta yeni sürümler çıkarmaya devam ederken, RIA gibi yeni bir teknolojinin anlaşılıp uygulamaya geçmesi elbette vakit alacak. Özellikle ticari uygulamalarda Türkiye’de çok belirgin bir Delphi ağırlığı var. Yani istemci tarafı zaten Delphi’nin gücü sebebiyle gayet zengin. Kullanıcı tarafından baktığınızda önemli olan sistemin hızlı ve sorunsuz çalışması. Dolayısıyla web servisleri kullanmak, bilgisayarınıza bir uygulama yüklemeden her yerden sisteme erişebilmek, sunucu tarafında maliyeti azaltmak gibi konular insanların çok da umurunda olmuyor.

Ancak trend kaçınılmaz. Türkiye’deki yazılım şirketleri başarılı uygulamalar geliştirdikçe, genç nesil yeni teknolojileri alıp kabullendikçe özellikle büyük uygulamalarda yatırımın geri dönüşü ve maliyet azaltımı sağlandıkça bu geçiş kolaylaşacak. Evet, RIATalks’ta büyük bir kalabalık yoktu ama sektörün içinden işinin ehli insanlar vardı. Onlar tanıdıkları ürün ve teknolojileri kullanmaya başlayınca kurumsal yazılımlar da, geliştirenler de zengin olacak. 😉

O zaman tahminen RIATalks konferansları da AjaxWorld kadar popüler olacak, para verip kayıt olmak zorunda kalacağız. 🙂

Konferansta yaptığım sunumun PowerPoint dosyasını buradan indirebilirsiniz.

Programcıların zaman tahmin yeteneği çok kötüdür. Neredeyse tüm yazılım projeleri tahmin edilenin iki hatta bazen üç, dört ve fazla katı zamanda tamamlanır. Çünkü;

  • Programcılar hesaplama yaparken aslında çok zaman alan toplantıları ve kodlama dışı aktiviteleri dikkate almazlar.
  • Programcılar projede bir değişiklik isteği, bu isteğin onaylanması vb. süreçlerin yavaşlığını hesaba katmazlar.
  • Programcılar her zaman aslında yazılması istenen ürünün ne olduğunu tam anlamazlar. Hatta bazen bir prototip yazıldıktan sonra yaklaşımın yanlış olduğunu, herşeyin baştan yazılması gerektiğini anladıkları bile olur 🙂
  • Eğer geliştirilen proje her zaman yapılandan farklı bir yapıda ya da kategorideyse, programcılar öğrenme ve adaptasyon sürecini hesaplayamazlar.
  • Programcılar, bir ürünün gerçekten hatasız çalışır hale gelmesinin gerektiği süreyi hesaplamazlar. Halbuki bazen hata düzeltme süreci geliştirmeden çok daha uzun sürer.

Programming from the Ground Up (Jonathan Bartlett ) kitabından