Üniversitede şapka işaretinin kaldırılmasını savunan prof. a öğrencileri tahtaya şunu yazı yazarak cevap vermiş:
Hocam karınıza ortak olabilir miyiz?

2000 yılında yayımlanan İmlâ Kılavuzunun Ünlüler üzerinde düzeltme işareti bölümüne göre (s. 7) düzeltme işaretinin kullanıldığı yerler

1. Yazılışları bir, anlamları ve okunuşları ayrı olan kelimeleri ayırt etmek için, okunuşları uzun olan ünlülerin üzerine düzeltme işareti konur: adem (yokluk), âdem (insan); adet (sayı), âdet (gelenek, alışkanlık); alem (bayrak), âlem (dünya, evren); aşık (ayak bileğindeki kemik), âşık (vurgun, tutkun); hakim (hikmet sahibi), hâkim (yargıç); hali (pazar yerini), hâli (durumu, vaziyeti); hala (babanın kız kardeşi), hâlâ (henüz); şura (şu yer), şûra (danışma kurulu).

2. Arapça ve Farsçadan dilimize giren birtakım kelime ve eklerde g, k, l ünsüzlerinin ince okunduğunu göstermek için, bu ünsüzlerden sonra gelen a ve u sesleri üzerine düzeltme işareti konur: dergâh, gâvur, ordugâh, tezgâh, yadigâr; dükkân hikâye, kâfir, kâğıt, kâr, mahkûm, mekân, mezkûr, sükûn, sükût; ahlâk, billûr, evlât, felâket, hilâl, ilâç, ilân, ilâve, iflâs, ihtilâl, istiklâl, kelâm, lâkin, lâle, lâzım, mahlâs, selâm, sülâle, telâş, üslûp.

3. Nispet isini göstermek için düzeltme işareti kullanılır: ahlâkî, dahilî, dünyevî, edebî, fikrî, haricî, iktis ad î, insanî, medenî, sıhhî, siyasî.

Word’de düzeltme işaretlerini yazmak

Shift ve 3 tuşuna aynı anda bastıktan sonra
a ya basınca â
i ye basınca î
u ya basınca û çıkar.

Word dışında düzeltme işaretini kullanmak

Alt+0194 Â
Alt+0206 Î
Alt+0219 Û
Alt+0226 â
Alt+0234
Alt+0238 î
Alt+0251 û

—–

İki defa Pulitzer Ödülü kazanmış, tanınmış yazar Norman Mailere bir soru soruldu: Amerikayı daha iyi bir hale getirmek için tek birşey yapmanız istense ne yapardınız? 82 yaşındaki sosyal gözlemci yazarın cevabı şu: Televizyondaki reklamlar kaldırılmalı.

Bu da nereden çıktı? diye düşündünüz belki. Yazarın bu konudaki fikirleri şöyle özetlenebilir:
Öğrencilerin kitaplara ilgisi azalmıştır. 2002 yılında, yıl boyunca liselilerin okudukları kitap sayısında yirmi yıl öncesinin verilerine göre yüzde 25ten fazla düşüş var. Okuma sevgisinin azalması okuma kaabiliyetini yokeder. Okuma kaabiliyeti öğrenme kaabiliyeti ile doğrudan bağlantılıdır. Okumayı seven çocuk okulda başarılı olur.
Okurken zihnin bir yere toplanması, yani konsantrasyon bilgiye giden en esaslı yoldur. Çalıştırılan kasların gelişmesi gibi o da kullanılırsa gelişir. Faaliyet halindeki çocuğun konsantrasyonu güçlü olur.
Altmış yıl önce çocuklar saatler boyu kitap okuyabilirdi. Okudukça daha iyi okuyucu olurlardı. Onların konsantrasyon kaabiliyetleri nefes almak gibi olağan bir şeydi. Televizyonun ortaya çıkışı konsantrasyonun tabiatını değiştirdi. Artık saatler boyu televizyonun karşısında oturmaktadırlar. Fakat televizyon seyrederek de konsantre olma kaabiliyetlerini geliştirebilirlerdi, çünkü televizyon ve kitabın ortak bir paydası vardır: İkisinde de bir şey anlatılır.
Televizyonun ilk yıllarında, dikkatini ekrana veren çocuğun okumaya ilgisinin de artacağını umud ettik. Televizyon kendi başına kalsa idi, yani kesintiye uğramayan programlardan ibaret olsa idi bu olacaktı, fakat çok geçmeden programlar bitmez tükenmez kesintilere uğramaya başladı: Reklamlar ortaya çıktı. Bugün her akşam saat 8 ile 11 arasında 52 dakika reklam vardır; yani her 7, 10 ya da 12 dakikada bir, çocuğun ekranda olan bitenlere yönelmiş dikkati reklamlar tarafından kesilir.

Çocuk en ilgi çekici hikâyenin bile biraz sonra, üç dakikanın içine sığdırılan türlü türlü oyuncak, yiyecek, içecek, eğlence, araba reklamlarıyla kesileceğini bilince konuya konsantre olmanın kendisine faydası olmadığı inancını geliştirir, uyuşuk bir halde televizyonun karşısında oturmaya alışır, böylece öğrenme melekeleri dumûra uğrar. Ve başarısız öğrenciler ortalığı doldurur.

—–

BS uzmanları kendi projelerine çok yoğunlaşırlar ve haftalık toplam çalışma süresine ya da olağan çalışma saatlerine az dikkat gösterirler.
BS uzmanları, bir sorunu çözmek amacıyla bütün bir gece veya hafta sonları da çalışabilirler. BS uzmanlarının bu kişilik özellikleri, bilişim mesleğine bağlılıkları ve esnek saatlerde çalışmaya eğilimleri, onları diğer çalışanlara benzer hale getirmeye gayret eden yöneticiler için sorunlara neden olabilir.
Deneyimli programcı ve analistlerin az bulunur olması, BS uzmanlarının eğer ücretlerinden ve koşullarından mutlu değillerse, her zaman başka şirketlere geçebilecekleri anlamına gelir.
Yönetim, iş kolunun koşulları ve ücret düzeyleri konusunda hassas davranmalı ve bu konumdaki çalışanlarına durumlarının karşılığını ödemeyi garanti etmelidir. BS uzmanlarının ücretleri hızla artmaktadır.
BS uzmanlarını diğer çalışanlarla aynı iş saatlerinde çalışmaya zorlayan her girişim kısa sürede üretkenliğin düşmesine veya eleman kaybına ya da ikisine birden yol açmaktadır.

(Zuhal Tanrıkulu-Yönetim Bilişim Sistemleri)
—–

6 Şubat 330 günü hava gayet güzel ve deniz pek sakindi. Adalar Denizinin açık mavi tüllere bürünen ufukları önünde karşıdan Bozcaadaya kadar uzayan büyük bir dâirenin muhtelif noktalarında toplanan düşman savaş gemileri, o günün, hadiseli günlerden birini teşkil edeceğine işaret idi.

Harb gemileri bu dâire üzerine şu sûretle dağılmışlardı: 1 zırhlı , 1 krüvazör, 7 şilep karşı yönde, 5 zırhlı, 2 krüvazör, 8 torpido İmroz-Teke Burnu arasında;4 zırhlı, 8 torpido, 1 şilep Merkeb Adası- Bozcaada- Yeniköy arasında ve ayrıca 2 tahtülbahir de (denizaltı) İmroz önünde bulunuyordu. Aynı zamanda önde iki Fransız ve bir de İngiliz tayyaresi uçuyor ve bataryalar civarını bombalıyordu. Bu vaziyete nazaran ön istihkâmların merkezi ve yoğun bir ateşe maruz kalacağı şüphesizdi. Bu esnada öne yaklaşmak isteyen iki İngiliz torpido savaş gemisi Orhaniyenin dört seri mermisi karşısından kaçmaya mecbur oldu.

9.36 da Yeniköy-Bozcaada arasındaki Fransız zırhlıları Kumkale-Orhaniye bataryalarını, bataryaların atış menzili dışından ateş altına aldılar. Aynı zamanda İmroz-Teke Burnu arasından da 3 İngiliz zırhlısı Ertuğrul bataryasına yandan ateşe başladı. Yavaş yavaş diğer gemilerin de bombardımana katılması ateşin şiddet ve kesafetini arttırdı. Artık bütün ön istihkâmlar ateş altına alınmıştı. Düşman, toplarının azami tesir menzilinden istifade ederek uzak mesafeden ateş ederek tabyaların atış menzili dahiline girmek istemiyor, ve ağır ve muntazam bir ateşle istihkâmları tahrîbe çalışıyordu.

Ön bataryalar, menzil dahiline giren her hedefe tahsis edilmiş olan toplarıyla ve sessizce mukabele ediyordu. Karşı cihete giden hafif filo da Kabatepe-Kumtepe arasına ve sahilin 1000 metre kadar açıklarına işaret şamandıraları bırakmak sûretiyle nazar-ı dikkatleri başka taraflara yöneltmeye ve mümkün olduğu kadar korunan bölgeleri bozmaya uğraşıyordu. Öğleyin takriben bir buçuk saatlik bir ateş fasılasından sonra bombardıman yine başladı. Gemilerin bu defaki vaziyetine nazaran düşmanın Osmanlı bataryaları atış menziline girmeden mesafelerin uzunluğundan ve menzil içine girdiği takdirde dahi atış menzili dışında kalarak durumdan faydalanmaya çalıştığı anlaşılıyordu. İngiliz gemileri büyük bir dâire üzerinde cephe önünde savaş düzeni alarak ateşe başladılar. Agamemnon ve Infleksibıl zırhlıları Seddülbahir ve Ertuğrul istihkâmlarını pek şiddetli bir ateş altına aldılar. Teke Burnu arkasından Rumeli ve Yeniköy önünden de Anadolu ön bataryalarına ateş eden savaş gemilerinin atışlarını kıyının kuzey batı açığında duran bir gemi idare ettiği gibi, tayyareler de dumanlı fişekler atışıyla hedefleri gösteriyor ve gemilere yardım ediyorlardı.

Saat dörde doğru ateşin şiddeti arttırılarak kısa fasılalı çift yaylımlarla atış başladı. Fransızlar ağır, İngilizler orta çaplı toplarını kullanıyorlar, bu sûretle şu dört Osmanlı bataryasına karşı üç dakika fasıla ile ve bütün gemi cephesiyle ateş ediyorlardı. Bir an oldu ki kıyı istihkâmlarını uzaktan görmek mümkün değildi. İstihkamların civarına düşen mermilerin yığdığı duman bulutları, müthiş tarrâkalar arasında Adalar denizinin lekesiz semasına doğru kademe kademe yükseliyordu.

Düşman, tabyaları tamamıyla tahrîp ettiğini zannetti ve artık kadavra haline gelmiş olduğuna hükmedilen bu Osmanlı ağır topçu mevzilerine sokulmakta tereddüt etmedi. Önde Vanjans, arkada Büve sistemi iki zırhlı kıyıyı doğru ilerlemeye başladı. Tam bataryalarımızın menzili içine girer girmez, saatlerden beri bunaltıcı bir ateş altında ezildiği zannolunan Ertuğrul ve Orhaniye bataryaları birbirini müteâkip kükremiş arslan sayhalarıyla gürlediler. Ertuğrulun dördüncü mermisi Vanjansın arka taretine isabet etti. Orhaniyenin menzili içine giren Agamemnon da arka direği Çanaklığına bir mermi yedi. Artık bataryalar, serbest atışlarıyla kendilerini sabırsızlandıran bu bîkarar düşman üzerine yakın mesafeden şiddetli yaylımlarla ateş açmışlardı. Bu hal karşısında hayal kırıklığına uğrayan düşman bütün gemilerin katılımıyla ve cehennemi bir ateşle karşılık vermeye başladı. Yaylımlar 40 saniye fasıla ile birbirini takip ediyor ve tabyalardan yoğun ve siyah duman bulutları yükseliyordu. Bu şiddete rağmen tabyalar karşılık vermekte birdiğeriyle yarış ediyorlardı. İkinci bir ileri harekete cesaret edemeyen düşman saat 6 da ateş keserek çekilmeye başladı.

12 zırhlı ve krüvazör ve bir çok torpidodan kurulu bir filonun katılımıyla 1500 e yakın mermi harcadıktan sonra elde ettikleri netice kıyı bataryalarının etraf ve civarına açılmış derin çukurlardan, dış surlar üzerindeki döküntülerden ve insan kaybı dahi hayretler ve şükürler olsun ki 2 şehit, 11 yaralıdan ibaretti.

Ruşen Eşref – Yeni Mecmua (Haz:Prof. M.Kanar)
—–

Film, gösterim izni için Sansür Kurulu’na verildi. Demokrat Parti döneminin katı kuralcılığı sonucu, 23 Aralık 1952 tarih ve 209 sayılı kararla reddedildi. Sansür hazretlerinin ilk itirazı, Aşık Veysel’in gözlerinin çocuk yaşta geçirdiği çiçek hastalığından dolayı kör oluşunaydı. Kasabada doktor mu yoktu? Bu film yurtdışında gösterilirse, Türkiye’de çiçek hastalığı yüzünden çocukların kör olduğu izlenimi doğmaz mıydı?..
Çok şükür köyünüzde
Sansürü aşabilmek için filme hastane sahneleri eklendi. Hatta doktorlar konuşturuldu: ‘Çok şükür, artık köyünüzde çocuklar, çiçek hastalığına yakalanmayacak.’
Ama ardından filmde görülen tarlalardaki buğdayların ‘bodur’ oluşuna taktı, sansürcüler. Türk toprakları kıraç gösteriliyor dediler. Bunun da çaresi bulundu. Söz konusu görüntülerin yerine, Amerikan filmlerinden kesilen, boylu boslu ekinlerin yetiştiği tarla görüntüleri konuldu. Hatta çağdaş tarım araçları da eklendi ki Türkiye’de tarımın nasıl yapıldığını tüm dünya görsün (!)..
Gel gelelim, bu da tatmin etmedi sansürcüleri. Filmde çıplak ayaklı kadınlar vardı. Türk köylüsü çıplak ayakla dolaşır mıydı?.. Tabii, derhal ayakkabı giydirildi.

http://www.sabah.com.tr/2004/02/16/yaz14-10-111.html
—–

İlahi ışığı, henüz İncilin müjdesiyle tanışmamış bir ülkede yaymak ve temsil etmek görevini üstlendiğim şu gün ne kadar mutluyum. Kendime söz veriyorum, misyonum uğruna her fedakarlığa katlanacak ve sürünün kaybolmuş koyunlarını yeniden kazanmak için var gücümle çalışacağım.
8 Temmuz
İşte Türkiyedeyim; bölge sorumlusu Tommy arkadaşla havaalanından kalacağımız eve giderken hayli uyarıcı bilgiler aldım; Hemen başlama, biraz sağını solunu tanımalısın; Türkler acayip bir millettir filan diye bir şeyler söyledi, ama aldırış etmedim. Bir dakika bile zayi edilmemeli; görev kutsal, görev ağır.
9 Temmuz
Tommynin yanıldığı açık; bugün ilk tebliğimi yaptım bile. Adam parkta öylece oturuyordu. Söylediğim her şeyi gülümseyip başıyla tasdik ederek saatlerce dinlerken ruhumun göklere değdiğini hissetmiştim. Bizi seyreden simitçi, sonradan o adamın sağır olduğunu söyleyince biraz moralim bozuldu ama olur öyle şeyler.
11 Temmuz
Üçüncü gün; Tommy hâlâ erken henüz diye ısrar ediyor. Mânâsız bir ısrar bu; kurtulması gereken o kadar çok ruh var ki burada.
Çorap almaya inmiştim semt pazarına. Nasıl oldu anlamadım ama eve dönerken artık benim altılı çelik tencere takımım vardı. Önemli değil, tencere gerekli bir araç nasıl olsa. Tencereci arkadaşa müjdeyi tebliğ ettim. Ayıpsın abi, Hazreti İsâya can fedâ. dedi, ben ağladım. Söz verdi, pazar toplantılarına gelecek; hatta bana bir adres bile verdi. O adrese gidersem bir sürü insanı misyona katabilirmişim.
21 Temmuz
Tommy hâlâ gitme, bak karışmam diyor; işte bu aşırı ihtiyatkârlık yüzünden buralarda İsanın mesajı yeterince bilinmiyor zaten.
Gittim; şehrin kenarında kalabalık bir mahallede bir apartmanın altıncı katına çıktım. İçeride bir hayli erkek vardı; beni içeri aldılar, mobilyasız bir salona geçtik. Çay getirdiler; hatır sordular. Tam lâfa başlarken biri parmağıyla sus işareti yaptı. İçeriden yaşlıca bir adam çıkıp salona gelince herkes gibi ben de ayağa kalktım. Sonra adam konuşmaya, bir nevi vaaz vermeye başladı.
Şöyle bir dinledim; eh fena şeyler değil. Toplantıdan sonra herkes birbirine sarıldı, yeniden çay ikram edildi.
Burayı sevdim, yarın da geleceğim.
2 Ağustos
Yine aynı şeyler oldu; bir ara fırsat bulup salondaki arkadaşları misyona kazandırayım dedim. Tam İsa demiştim ki, ihtiyar vaiz İsa dedin de aklıma geldi. deyip çok tatlı bir bahis açtı. Öyle güzel anlatıyor ki başladım ağlamaya.
Zor teselli ettiler; sonra ortaya sofra geldi. Yemek yedik. Kuşbaşılı pilav nefisti; hele cacık!
12 Ağustos
Tommy beni tesbihle oynarken yakaladı. Nereden buldun diye sıkıştırıyor. Dükkanın birinden aldım. dedim. Tesbih bana iyi geliyor, meditasyon yerine geçiyor. Bir tane de Tommye mi alsam?
6 Eylül
Bugün hep birlikte camiye gittik. Bakayım dedim burada neler yapıyorlar, nasıl ibadet ediyorlar. Mecit diye bir temiz yüzlü arkadaşım var cemaatten. Bana abdest almayı öğretti caminin avlusunda. Tuvaletleri pek temiz değil ama abdest çok güzel bir olay.
Fırsatını kolluyorum; bunların hepsini Protestan etmezsem bana da Mahmut demesinler!
16 Eylül
Nereden çıktı bu Mahmut?! diye çıldırdı Tommy. Kod adım. dedim. Anlamadı. Anlamaz tabii. Ben ne yaptığımı biliyorum. Şimdilik sesimi çıkarmıyor, toplantılara muntazaman devam ediyorum; ezan okununca Hadi camiye gidelim Mahmut diyorlar, gidiyorum. Neler okuyorsunuz fısır fısır? diye sordum. Öğrettiler. Fatiha çok güzel bir sûre. Tommye de öğretmeliyim.
1 Ekim
Tommy beni evden atmaya kalkıştı dün. Seni kandırıyorlar, Müslüman yapacaklar enayi. diye çıkıştı. İtiraz ettim, Ben bunların içyüzünü öğrenmeye çalışıyorum Pastör Tommy. dedim. Sırlarını öğrendiğim an, bunları sürü halinde önüme katıp Sarayburnundan denize sokup cümlesini birden çatır çatır vaftiz etmezsem bana da Mahmut demesinler. dedim.
Çık dışarı aptal. diye kovdu beni. Misyondan gelen aylığımı da kesti. Vermezse vermesin, cemaatteki arkadaşlar aralarında para toplayıp verdiler. Geceyi ucuz bir otelde geçirdim. Bugün Mecitin evine taşınıyorum.
Az kaldı az.. Dayan oğlum Mahmut!
6 Kasım
Mecit benim için istihareye yatmış; Yeşil gördüm Mahmut. dedi, Nurlar içindeydin, hidâyet nasip oldu sana ne mutlu. dedi. Tabii aldırış etmiyorum, fakat hoşuma gitmedi de değil.
9 Kasım
Bugünlerde cemaate İngilizce dersleri vermeye başladım; sabah namazını topluca edâ ettikten sonra kuşluk vaktine kadar ders veriyorum. Kuşlukla öğle arasında tefsir dersleri yapıyoruz. Beni artık iyice kendilerinden zannediyorlar.
21 Kasım
Yeni damat olduğum için dört günden beri günlük yazamadım. Mecitin teyzesinin kızı Sabiha ile nikahlandık dün. Nikâhımızı Saadettin Hoca kıydı sağ olsun. Sünnet dediğin ise sinek ısırığı gibi bir şey zaten, çabucak geçti. Bu sabah yolda Tommy ile karşılaştık. Kiliseye yazdım, seni defterden sildiler. dedi. Güldüm, hâlâ o bayatlamış misyoner kafası işte. Benim din değiştirdiğimi sanıyor gerzek. Halbuki ben…
28 Kasım
Ne kadar üzgünüm. Mecit, Nasip değilmiş, seneye gidersin diyor. Hac kayıtları kapanmışmış. İstesem ecnebi pasaportumla Mısır üzerinden vize alır giderim, ama ben olayı içeriden, herkesle bütün müminlerle birlikte yaşamak istiyorum oysaki.
19 Aralık
Sabiha ile teheccütten sonra Yaşar Hoca mevzusu geçti aramızda. Yav bu Yaşar Nuri Hoca iyi adam hoş adam fakat ne bileyim çok modern bir duruşu var gibi sanki; hani, İslâmı en iyi ben bilirim şeklinde bir dayılanma.
Öğleden sonra yayıncımla sözlü anlaşma yaptık; ilk eserim iki ay sonra çıkıyor: İslâmın selefî boyutlarına dinamik bakışlar. Yayıncım, fiyatı iki lira yaparsak üç yüz bin satarız. diyor.

A.Turan Alkan Zaman/Turkuaz
—–

Windows’un Masaüstü, Sık Kullanılanlar, Belgelerim gibi sistem klasörleri başlangıçta Documents and Settings klasörü altında kullanıcının kendi adını taşıyan klasörlerde yer alıyor. Bunların yerini değiştirmek istiyorsak, mesela Belgelerim klasörünü D:\Belge klasörü altına taşımak istiyorsak;

REGEDIT programını açıp,
HKEY_CURRENT_USER\Software\Microsoft\Windows\CurrentVersion\Explorer\User Shell Folders yolunu izliyoruz.
Sağ taraftakideğerleri istediğimiz şekilde değiştiriyoruz.
—–

Bundan sonra harf kodlarken bunları kullanacakmışız.

A-Adana, B-Bolu, C-Ceyhan, Ç-Çanakkale, D-Denizli, E-Edirne, F-Fatsa, G-Giresun, H-Hatay, I-Isparta, İ-İzmir, K-Kars, L-Lüleburgaz, M-Muş, N-Niğde, O-Ordu, Ö-Ödemiş, P-Polatlı, R-Rize, S-Sinop, Ş-Şırnak, T-Tokat, U-Uşak, Ü-Ünye, V-Van, Z-Zonguldak.

Türk Kodlama Çizelgesi belirlendi
—–

Türkçe’de tek bir kelime ile ifade ettiğimiz bilgiye, İngilizce bazen tam bir cümle kurarak ulaşabiliyoruz. İşte vermek kelimesi ve İngilizce’de karşılıkları

Türkçe İngilizce

veriyorum: I give,I am giving (present contionous tense, indicative mood)
veririm: I give (present aorist tense, indicative mood)
vereceğim: I shall give (future tense indicative mood)
verdim: I gave, I have given (Paste definitive tense, indicative mood)
versem: If I give (Optative tense, subjonctive mood)
vereyim: Let me give (subjonctive tense, subjonctive mood)
vermişim: It is said that I gave (past dubiativetense, indicative mood)
vermeliyim: I must give (necessiative mood)
veriyordum: I was giving(past continuous tense tense, narrative mood)
verirdim: I used to give
verecektim: I shall have given
verdiydim: I had given
vermiştim: It is said that I had given
verseydim: If I gave
vermeliydim: I ought to have given
veriyormuşum: They said that I was given
verirmişim: It is said that I would give
verecekmişim: It is said that I shall give
vermişmişim: It is said that I had given
verseymişim: It is said that if I had given
vereymişim: I vished I had given
vermeliymişim: It is said that I should have given
veriyorsam: If I am giving
verirsem: If I give, If I would give
vereceksem: If I am to give
verdiysem: If I have given, if I gave
vermişsem: It is said that if I had given
verebiliyorum: I can give, I am able to give
verebilirim: I will able to give
verebileceğim: I shall be able to give
verebildim: I was able to give
verebilmişim: It is said that I was able to give
vermiş olacağım: I shall have given
vermekte olacağım:I shall be giving (continuous)
vermiş olabilirdim: I could have given
vermekteydim: I am giving (Progressive form)
verince: (prior to completion ) at the time of his giving
verdikçe: as long as s/he gives
verdikten sonra: after giving
verdiği için: because s/he gave
verdiği takdirde: if s/he should give
verir vermez: as soon as s/he gives
veriver: give it quickly
verirken: during the time of his /her giving
veren: the one who gives, the giver
vere vere: by giving and giving
vereli: since (his /here) giving
verip: while giving
verircesine: as if s/he (were or was) giving
vere: taht gives, that has given, giving…
—–