Monthly Archives: Ocak 2004
1- müsellem (arapça) – herkesçe kabul edilmiÅŸ, su götürmez: “İnsanların yalnız baÅŸlarına yaÅŸayamayacakları müsellem bir gerçektir.”
2- müselles (arapça) – üçgen (“selas” yani “üç”ten)
3- cengâver (farsça) – savaşçı, dövüşken, cesur, yiğit, kahraman, silahşor
4- mütecessis (arapça) – meraklı, herşeyi öğrenmeye çalışan
5- sakil (arapça) – Asıl veya baÅŸlıca anlamı “ağır” (sıklet’ten) ise de Türkçe’de her dört anlamda da kullanılır!
—–
Bilgisayar tarihinin bulunmaz yazılım ve donanım eserleri bu müzede sergileniyor
Mesela Windows 1.0
İşte Byte dergisi 1.sayısı
—–
1- şûle (arapça) – alev: “Bir şûlesi var ki ÅŸem’-i cânın / Fânûsuna sığmaz âsumânın” – Åžeyh Galip.
2- câvîd (arapça) – ebedî, kalıcı
3- ÅŸiar (arapça) – alâmet, ilk “Åžiarımız dürüstlükten ayrılmamaktır.”
4- asimilasyon (fransızca) – benzer sayma, özümsem “Birçok ülkeler etnik azınlıklarına karşı asimilasyon politikası uygularlar.”
5- mütefekkir (arapça) – düşünür, fikir adamı
—–
Adamın biri her zaman yaptığı gibi saç ve sakal traşı olmak için berbere gitti. Onunla ilgilenen berberle güzel bir sohbete başladılar.
DeÄŸiÅŸik konular üzerinde konuÅŸtular. Birden Allah ile ilgili konu açıldı…
Berber: Bak adamın, ben senin söylediÄŸin gibi Allah’ın varlığına inanmıyorum. Adam: Peki neden böyle düşünüyorsun?
Berber: Bunu açıklamak çok kolay. Bunu görmek için dışarıya çıkmalısın.
Lütfen bana söyler misin, eğer Allah var olsaydı, bu kadar çok hasta insan olur muydu, terkedilmiş çocuklar olur muydu? Allah olsaydı, kimse acı
çekmezdi. Allah olsaydı, bunların olmasına izin vereceÄŸini sanmıyorum…
Adam bir an durdu ve düşündü, ama gereksiz bir tartışmaya girmek istemediği için cevap vermedi. Bereber işini bitirdikten sonra adam
dışarıya çıktı. Tam o anda caddede uzun saçlı ve sakallı bir adam gördü.
Adam bu kadar dağınık göründüğüne göre belli ki traş olmayalı uzun süre
geçmişti. Adam berber dükkanına geri döndü.
Adam: Biliyor musun ne var, bence berber diye birÅŸey yok
Berber: Bu nasıl olabilir ki? Ben buradayım ve bir berberim.
Adam: Hayır, yok. Çünkü olsaydı, caddede yürüyen uzun saçlı ve sakallı adamlar olmazdı.
Berber: Hımmm… Berber diye birÅŸey var ama o insanlar bana gelmiyorsa, ben ne yapabilirim ki?
Adam: Kesinlikle doğru! Püf noktası bu! Allah var, ve insanlar ona gitmiyorsa, o ne yapabilir ki? İşte dünyada bu kadar çok acı ve keder olmasının nedeni!
—–
Gereken Malzeme
- 3-4 damla zeytinyağı,
- Çeyrek limon,
- Yarım çay kaşığı tuz,
- 4-5 damla sirke,
- Pamuk
Uygulama
Bir parça pamuğa 3-4 damla zeytinyağı damlatınız
Parmağınızdaki boyanın üzerine sürüp, bir saat kadar bekleyiniz.
Parmağınızı henüz yıkamayınız.
Bir küçük bardağa sıkacağınız limona yarım çay kaşığı tuzu ekleyiniz.
4-5 damla da sirke ekledikten sonra iyice karıştırınız.
Bir parça pamuğu bu karışıma batırdıktan sonra boyalı parmağınızın
üzerine plaster veya yara bandı kullanarak sabitleyiniz.
30 dakika sonra parmağınızı ılık su altında sabunla yıkayınız.
Boyadan parmağınızda hiçbir iz kalmadığını göreceksiniz.
Not: Seçim yöntemindeki ilkelliklerin izini çıkartabilmek,
yapılan kamuoyu araştırmalarına göre mümkün olamamıştır.
—–
1- fücur (arapça) – ensest, evlenmeleri yasak olan erkekle kadın arasında cinsel ilişki. Daha genel olarak açıkça ahlâka aykırı durumlar için de kullanılır.
2- firâr (arapça) – kaçma (azılı soyguncu cezaevinden firâr etti).
3- cevval (arapça) – hareketli, canlı, koşan (Bedeni gibi zekâsı da cevval bir çocuktu).
4- mükellef (arapça) – yükümlü, görevli, muvazzaf (vergi mükellefi, askerlik mükellefiyeti).
5- meşakkat (arapça) – zorluk, zahmet, sıkıntı (yollarda çok eziyet ve meşakkat çektiler).
—–
Makarna yiyelim, şişmanlamayalım.
—–
Bedava ama çok faydalı programlar. Elinizin altında bulunsun.
—–
Bu minder gaz kokusunu ve sesini engelliyormuÅŸ.
—–
1- libretto (italyanca) opera güftesi, bir operanın sözlerinin yazılı bulunduğu kitap
2- ferâiz (arapça) A ve farzlar, Müslümanlıkta mutlaka yerine getirilmesi şart olan şeyler. Ama daha yaygın ve özel olarak İslam hukukunun mirasla ilgili kuralları ve yorumları anlamında kullanılır.
3- kemter (farsça) deÄŸersiz, itibarsız, hakir (Kemter gedâyı âz atâsı kılurdu bay / Bir lûtfu çok, mürüvveti çok pâdişâh idi – Bâkî). Gedâ = dilenci. Atâ = bağış.
4- lâgar (farsça) zayıf, cılız.
5- lukata veya lükata (arapça) sokakta veya başka yerde bulunmuş şey ki bulan prensip olarak sahibine iade etmekle mükelleftir. Bugün hâlâ kullanılan veya kanunlarımızda yer alan bir tâbirdir.
—–